İnsanlık fizik, kimya pozitif bilimlerde geliştikçe ve doğa yasalarını keşfettikçe, doğanın bir parçası olduğunu düşündüğü toplumun da yasaları ve bu yasaların aynı doğa yasaları gibi değişmez olabileceğini düşünerek sosyal bilimler kavramını üretti. Başta sosyoloji olmak üzere sosyal bilimlere bu düşünce temel sağladı.
Biz de bu anolojiye başvuralım ve gelin bugün, dünyanın kendi ekseninde döndüğünü ispat eden Foucault (Fuko) sarkacı üzerinden genelde Türkiye’de özelde ise Yeni Parti’de yaşanan gelişmeleri anlamaya çalışalım.
Aslında Foucault sarkacını Fizik Öğretmeni olan Ergun Hoca anlatmalı ama bugün için görev bana düştü.
Fransız fizikçi Léon Foucault, 1851’de Paris’teki Panthéon’a yaklaşık 67 metre uzunluğunda bir sarkaç kurarak ünlü deneyini gerçekleştirdi.
Sarkaç sallanmaya başladığında salınım düzlemi uzaya göre büyük ölçüde aynı yönde kalır. Ancak Dünya sarkacın altında döndüğü için, yerde duran bir gözlemci sarkacın salınım yönünün zamanla değiştiğini görür. Yani gerçekte esas dönen sarkaç değil, onun altındaki Dünya’dır.

Bu deney ile yıldızlara bakılmaksızın dünyanın kendi etrafında döndüğü ispatlanır.
Elbette bu dönüşüm anlık olarak gözlemlenemez. Dönüşümü fark etmek için belirli bir zaman gereklidir.
Bu deneyden yola çıkarak, Türkiye’de bir şeyler değişiyor ve bu değişimin, şimdilik, göstergeleri de Yeni Parti’de yavaş yavaş açığa çıkıyor.
Gelin bu değişimlere bir göz atalım.
Toplumsal hareketlilik planında bu değişim talebi çok net görülüyor zaten. CHP’de somutlaşan bu değişim talebi, CHP’ye yargı eli ile darbe yapılıp da butlancılar göreve gelince halk yeni bir parti istedi ve Yeni Parti toplumsal hareketin talebi sonucu doğdu.
Bu doğum, doğal olarak bazı yenilikleri de beraberinde getirdi.
Örneğin, Yeni Parti Büyük Kurultay delege belirleme sistemi değiştirildi ve her ilin aldığı oy kriteri tüzüğe eklendi. 1 milletvekili çıkarak Şanlıurfa ile 6 milletvekili çıkaran Antalya arasındaki adaletsizlik giderildi.
İlçe, il ve Genel Başkanın bütün üyelerle seçilmesi anlayışı getirildi.
Bu arada Antalya için bir not ileteyim: CHP’den Yeni Parti’ye geçen hastalıklı yapı delege ağalığı sistemi için ilçe bazlı üye sayısının büyük kurultaya kadar 399’u geçmemesi yönünde hazırlıklar vardı. Çünkü üye sayısı 400’ü geçerse kongre yapma zorunluluğu doğuyordu. Sayı 399’da kalınca da bu kişileri üye yapan kimse, onun dediği olacaktı. Online üyelik sistemi ve bu sistemin doğrudan Yargıtay’a bağlanması sonucu bu hamle boşa çıkarıldı. Artık bir kişi dilediği takdirde cep telefonundan üye yapılabilecek. Bu da önemli bir değişiklik.
Yine Yeni Parti programında sosyal devlet kavramı yerine sosyal hak kavramı getirildi. Sosyal devlet 20. Yüzyıl’da özellikle de 2. Dünya Savaşı sonrası gelişen bir kavramdı ve devletin toplumun dezavantajlı kesimine yaptığı bir iyilikte, ki Türkiye’de bu özellikle son 20 yılda kötüye kullanıldı. İşte Yeni Parti burada radikal bir değişiklikle ‘sosyal hak’ tanımlamasını yaptı. Bu tanıma göreve devletin dezavantajlı kesimler için yaptıkları bir iyilik değil, bu kesimin bir haktır.
Bir başka örnek, son günlerde kamuoyunda sıklıkla tartışılan çerçeve yasada Yeni Parti’nin aldığı tavır.
Hepimiz, siyasi partilerin grup kararlarına aşinayız. İster TBMM ister belediye meclisleri, grup yönetimi bir karar alır ve üyeler de buna uyar.
Çerçeve yasada, biraz da dönemsel zorunluluklardan, Yeni Parti grup kararı alarak milletvekillerini baskılamak yerine grubu serbest bıraktı. Bunun sonucu ‘hayır’ diyenler çoğunluk çıktı. Bu sonuçtan sonra Yeni Parti’de bir yarılma bekleyenler de yanıldılar.
Aslında olması gerek ve demokratik olan grubu serbest bırakma anlayışıydı. Ama o kadar uzun zamandır grup kararına alışmışız ki bunu yadırgadık. Aslolan grubun serbest bırakılması, grup kararının belirli şartlar altında alınması uygulaması, çerçeve yasa ile hayatımıza girdi.
Şu an için bize küçük gibi görünen ve çoğunlukla dikkatimizden kaçan bu değişimler aslında yaklaşan yeni Türkiye’nin ilk nüvelerini tanımlıyor.
Tıpkı Foucault sarkacını izler gibi izliyoruz ve dünyanın döndüğünü bir müddet sonra fark ediyoruz. Bu değişiklikler de öyle işte.
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Ahmet Telli’nin dediği gibi;
“ve yırtılmış bir tül gibi
Savrulup duruyor zaman”
Ve Foucault sarkacı sallanmaya devam ediyor.