Yazıya başlamadan çok önemli bir not: Dün kaleme aldığım ‘CHP’nin devrimci tarihsel mirasını sahiplenin, hastalıklarını değil’ yazısının ardından, bu ‘hastalıklı’ durumun Yeni Parti’nin bir tarafında değil, her tarafında kendisini göstermeye başladığı söylenerek, mevcut ilçe başkanlarının, karşılarında çıkacak adaylara üye listesini vermediği örneğini verdiler ve beni bu noktayı dile getirmediğim için eleştirdiler.
Haklı bir eleştiri. Aldım, kabul ettim. Olayın bu tarafına da bakmalı ve dile getirmeliydim.
İyi eleştiri ki var, iyi ki eleştirel okurlar var.
Teşekkürlerimle.
Şimdi yazıya girebiliriz.
24 Nisan 2026’da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçların Araştırılması Daire Başkanlığı kuruldu. İlk aşamada 75 ilde 638 dosyada 693 maktulün dosyalarının yeniden incelenmesine başlandı. Ağustos başı itibarıyla ise 59 ilde 168 maktulün bulunduğu 155 dosya yeniden incelemeye alınmış, bunların 44'ü için özel ekipler oluşturulmuştu.
22 Ağustos'taki son resmî açıklamaya göre 36 dosyada 41 maktul ve 7 yaralının bulunduğu faili meçhul olaylar aydınlatıldı.
Şimdi bu dosyalardan bazılarını hatırlayalım:
Gülistan Doku: 2020 yılında, Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku dosyasında, başta Tunceli Valisi, eşi ve oğlu olmak üzere çok sayıda tutuklama yapıldı. Dosya derinlemesine araştırılmaya devam ediyor.
Rabia Naz Vatan: Dosya yeniden açıldı ve 10 klasör yeni delil eklendi. Soruşturma devam ediyor.
Rojin Kabaiş: Dosya yeniden açıldı ve soruşturma devam ediyor.
Yukarıda yazdığım örnekler, kamuoyuna en sık yansıyanlar. Bunların yanı sıra, Uğur Mumcu, Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasi cinayet dosyaları da raflardan indirildi. Adalet Bakanı hem Uğur Mumcu hem de Muhsin Yazıcıoğlu’nun aileleri ile görüşerek konu hakkında bilgi verdi.
Buraya kadar çok güzel ve “ucu nereye giderse gitsin” denilerek, hepimizin destekleyeceği bir süreç işliyor.
Ama bu süreçte olmayan, olsa da kamuoyuna yansımayan bir isim var.
Burak Oğraş.
Burak Oğraş, 16 yaşında, Tekirdağ Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi öğrencisiydi. 2011 yazında zorunlu stajı için Antalya'daki Rixos Lares Hotel'de çalışıyordu.
9 Eylül 2011'de, otelin stajyer çalışanlar için tahsis ettiği pansiyonda, boş bir havuzun içinde ölü bulundu. İlk değerlendirmelerde ölümün yüksekten düşme sonucu gerçekleştiği kabul edildi.
Ölümünün hemen ardından, olay yeri savcısı, 27. Dönem CHP Antalya Milletvekilliği de yapan Rafet Zeybek. Zeybek konu ile ilgili olarak, olayda herhangi bir şüphe görmediğini ve intihar olarak değerlendirdiğini ifade ediyor.
Fakat olayın hemen ardından ortaya çıkan bazı bulgular ve özellikle ailenin yıllardır sürdürdüğü mücadele, dosyanın "şüpheli ölüm" olarak tartışılmasına yol açtı.
Burak Oğraş’ın düşme noktası ve cesedin bulunduğu yer, Ulusal Kriminal Büro’nun raporu, Burak Oğraş’ın cep telefonunun bulunamamış olması gibi olgular, olayın ‘cinayet’ olabileceği şüphesini güçlendirdi.
Buraya kadar Burak Oğraş olayının kriminal sürecini olabildiğince en kısa şekilde özetlemeye çalıştım.
Şimdi gelelim, meselenin can alıcı yerine.
Burak Oğraş’ın çalıştığı otel olan Rixos Lares, Fettah Tamince’nin oteli.
Burak Oğraş’ın babası Murat Oğraş, başından beri oğlunun görmemesi gereken bir şey gördüğü, bu nedenle de öldürüldüğü tezini işleyerek adalet arıyordu. Geçen yıl kamuoyuna açıklanan Epstein dosyalarında, Fettah Tamince’nin adının geçmesi, baba Murat Oğraş’ın tezini güçlendiren bir olgu olarak basındaki yerini aldı. Konu ile ilgili dikkat çeken bir başka detay da 2011 yılında Antalya İl Emniyet Müdürü olan Ali Yılmaz’ın, bir yıl sonra emekli olarak Rixos Otelleri Güvenlik Müdürü olması.
Konu 19 Şubat 2026 tarihinde TBMM’ye taşındı ve soru önergesi verildi.
Baba Murat Oğraş yıllardır adalet arıyor. Tıpkı diğer faili meçhul kurbanlarının aileleri gibi.
Devlet bugün bu dosyaların yeniden açıldığını söylüyor. “Ucu nereye giderse gitsin” diyor.
O halde mesele çok basit:
Burak Oğraş dosyasının ucu nereye gidiyor?
Eğer gerçekten “ucu nereye giderse gitsin” deniliyorsa, o ucun Rixos'a, dönemin güvenlik bürokrasisine, yıllardır dile getirilen iddialara ya da bugün başka bir yerde duran herhangi bir isme ulaşmasından korkulmaması gerekir.
Çünkü adaletin ölçüsü, ucunun kime dokunduğu değildir.
Adaletin ölçüsü, kime dokunursa dokunsun aynı kararlılıkla üzerine gidilip gidilmediğidir.
İşte bu yüzden Burak Oğraş dosyası yalnızca bir cinayet ya da şüpheli ölüm dosyası değildir.
Bu dosya, “ucu nereye giderse gitsin” sözünün turnusol kâğıdıdır.
Dosya yeniden açılır, bütün şüpheler yeniden araştırılır ve hiçbir isim, hiçbir makam, hiçbir güç soruşturmanın dışında bırakılmazsa, o zaman bu sürecin gerçekten adalet arayışı olduğunu söyleyebiliriz.
Ama Burak Oğraş dosyası yine rafta kalacaksa, o zaman sormak gerekir:
Ucu nereye giderse gitsin mi?
Yoksa...
Ucu bazı yerlere gelince duruyor mu?
Çünkü adalet, ancak kimden yana olduğuna bakmadan işlediğinde adalettir.