1970’li yılların başı. Türkiye, 1960 Anayasasının sağladığı demokratik ortam içerisinde hızla toplumsal bir dönüşüm içerisine girmiştir. 1960’larda üniversite yaşamına giren gençler, kendisi kapatılsa da ruhu devam eden Köy Enstitüleri etkisi ile halkçı, devrimci bir karakter içerisinde yetişmekte, yurdun dört bir köşesinde kalkınma çalışmalarına omuz vermekte, bağımsız, demokratik, kamucu bir Türkiye için mücadele etmektedirler.
1973 yılında, henüz 32 yaşındadır. Avukatlık yaşamının çıraklık evresini tamamlayıp, kalfalığa geçme aşamasındayken, önüne bambaşka bir yol açılır. Zaten içinde var olduğu ve kimliğinin ve kültürünün bir parçası olan siyaset, onu Antalya’nın şehr-i emini, yani belediye başkanı yapar.
Daha sosyalist devletler yıkılmamış, devrim sözcüğü romantik bir karakter kazanmamıştır. Kamuculuk, halkçılık, devrimcilik bütün anlamsal varlıklarını korumakta, sol politikaları biçimlendirmektedir.
O da belediye başkanlığında bu üç sözcüğü, kamuculuk, halkçılık ve devrimciliği kendisine rehber edinir. Sosyal konut ve tanzim satış uygulamaları, deniz kirliliğinin ölçülmesi, çocuk meclisi, kent müzesi gibi uygulamaları Antalya’nın gündemine sokar.
1978’de, Türkiye ilk kez bir belediye ‘Kıyı Koruma Kanunu’nu esas alır. Bu yaklaşımın amacı, falezleri, onun deyimi ile ‘yalıyar’ları, koruma amaçlıdır.
Halkı da yanına alarak, bugün Konyaaltı varyantı olarak bilinen yere otel yapılasını eylemli olarak engeller. Bu eylem ve otel yapılmasının engellenmesi, yıllar sonra, Hasan Subaşı döneminde Antalya’ya ‘Atatürk Parkı’ olarak bilinen alanı kazandırır.
Halk çocuğudur. Ağzında gümüş kaşıkla doğmamış, halkın içinden gelmiştir. Bu geçmiş onun belediye başkanlığını da halkın içinde, halkla beraber yapmasını sağlar.

Bakın şair ve yazar Ferruh Tunç onu nasıl anlatıyor ve ne öneriyor:
"Selahattin Tonguç hayattayken, bu kente büyük hizmetleri olan Haşim İşcan’ı, Kuzgun Acar’ın Emek adlı yontusuyla kent hafızasında görünür kılanlardan biriydi. Bugün Karaalioğlu Parkı’nın doğu yakasındaki ilk miradorda bulunan bu yontunun yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda bir hatırlama biçimi olduğunu yeniden düşünmeliyiz. Çünkü kentler yalnızca yolları, meydanları ve yapılarıyla değil; neyi ve kimi hatırlamayı seçtikleriyle de kimlik kazanırlar. Bu nedenle Selahattin Tonguç için de onun kente adanmışlığını ifade edecek nitelikte bir anıtın, uygun bir kamusal mekânda yerini almasının anlamlı ve gerekli olduğuna inanıyorum. Böyle bir anıt, yalnızca bir kişiyi değil; bir kamusal ahlakı ve bir hizmet anlayışını da görünür kılacaktır."
Bu yazının altına, Ferruh Tunç’un da izni ile ben de imza atıyor ve Selahattin Tonguç anıtının hem kent hafızası ve tarihi hem de Selahattin Tonguç’un hak ettiği saygı çerçevesinde, ona yakışan şekli ile bir yarışma belirlenerek yaşama geçirilmesi önerisini destekliyorum.
Kentler hafızalarını, kimliklerini ve kültürlerini, bunları var edenlerle birlikte yaşatırlar ve bu isimleri kendileri ile birlikte geleceğe taşırlar.
Selahattin Tonguç da Antalya için Antalya tarihi ve hafızasında adının gelecek kuşaklara taşınmasını fazlasıyla hak eden bir isimdir.
Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Vekili Büşra Özdemir’e çağrımdır.
Ferruh Tunç’un bu önerisini Selahattin Tonguç’a yakışacak şekilde gerçekleştirin. Bu anıtı Antalya’ya kazandırarak siz de bu genç yaşınızda adınızı Antalya geleceğine yazdırın.