“Güzel bir hayat için iyi insanlar biriktirin” Cemal Süreya
Her yıl Dirmil’de (Burdur’un en küçük ilçesi) onlarca arkadaşla buluşuruz. Daha önce Dirmil’de çalışan öğretmenler, ya da başka mesleklerden olanlar, Dirmil’i sevenler buluşur, söyleşir, yemek yer, isteyen de içer. Dirmil’i duymuşsunuzdur, Teke Yöresi türkülerinin ana rahmidir. “Erik Dalı, Kezban Yenge, Yayla Yolları, Kahpe Gençlik” ve daha niceleri oradan doğmuştur. Sipsi, cura ustalarının çoğu oralıdır. Likya’nın önemli bir merkezidir Dirmil. Her ne kadar adını değiştirip “Altın Yayla” yapsalar da kimse Altın Yayla demez. Umarım yakında eski adına kavuşur.
Biz Dirmil sevenler olarak 19 Temmuz 2026’da “Kırkpınar Yaylası’nda buluştuk. 1650 metre rakımda, çağıl çağıl akan, başında kaya oymaları olan “Su perileri ya da tanrıçanın askerleri” eşliğinde, 30 kişi masalarımızı kurduk. Hem birbirimizi özlemiştik, hem de toz duman içindeki şu ülkede içtenlikli sohbete hasrettik. Türkiye’nin her yerinden Kırkpınar Yaylası’na tırmandık. Buz gibi suyun başında, serin söğüt ağaçlarının gölgesinde herkesin yüzü gülüyordu.
Tuncay Türen, Mehmet Şentürk, Erdal Özdemir, emeklerini esirgemeden bize yaylanın atmosferine uygun müzik şöleni sundular. Soframız zengin, sohbetimiz doyumsuz, müziğimiz eşsizdi. Dirmil’in çalışkan yazarı, Yusuf Erkan, Kırkpınar Yaylası’ndaki kaya kabartmaları hakkında bilgiler verdi. Ayrıca bize Dirmil Belgeseli çekeceğini müjdeledi. Bu belgesele arkadaşımız; Selahattin Öztürk sponsor olacağını açıkladı, mutlandık. Dayanışma ne güzeldi, dostluk ne hoştu.
O gün söğütlerin gölgesinde sadece biz değil, Fethiye’nin köylerinden ve başka yerlerden onlarca insan gelmişti. Kırkpınar Yaylası, herkese sevgiyle kucak açtı. Dostlarla yenen yemekler, içilen badeler bir başka tat verdi. Müzisyen arkadaşlar, yayla türküleri, oyun havaları, gelin havaları, nostaljik şarkılar çalıp söylediler. Birlikte oynadık, dans ettik, türkülere ve şarkılara eşlik ettik.
Gördük ki hepimiz, her gün dinlediğimiz, ölüm listesi gibi haberlerden, olumsuz tanıklıklarımızdan epeyce yorulmuşuz. Birkaç saat de olsa bu sıkıntılardan uzak kaldık. Dertleştik, şakalaştık, söyleştik. Herkes, dostunun ne denli hasretini çektiğini, giden gençliğin ne denli bizleri bedensel olarak değiştirdiğini hayretle gördü. Bedenlerimiz yıpransa da yüreğimizin canlı, enerji ve yaşam dolu olduğunu anladık. Aşağılarda yaz sıcağının sisi buğulanırken, biz yukarıda serin havanın keyfini sürdük. Mutluluk çok da uzak ve çok da zor değilmiş diye düşündük. Akşama doğru, herkes geldiği yere istemeyerek, gözümüz arkada kalarak ayrıldık. “Emeği geçen herkese teşekkürler, hoşça kal Kırkpınar Yaylası” dedik.