“Yoksulluk, ahlâkı yer,” diyor Berthol Brecht. Namus gibi ahlâk da başkalarını rahatsız etmemektir. Başkasının sınırını korumaktır, onun alanına girmemek, kişiliğine, malına mülküne saldırmamaktır. Bu davranışlar kaybolduysa artık gerisini hak getire. Birçok atasözümüz var; “Aç köpek fırın yıkar, aç ayı oynamaz vb.” Geçenlerde bir film izliyordum. Orada kadın, “Çocuklarım aç ise yüz kişiyi bile öldürebilirim,” dedi. Bu ne kadar abartı olsa da açlık kapıdan girince, insanlık pencereden kaçıyor. Öyleyse aç insandan, yoksul insandan korkmalı mı? Çünkü kaybedeceği bir şey yok. Ya da şu üç günlük dünyada açlığı, yoksulluğu ortadan kaldırmalı mı?
Katiller çoğaldı, günde beş ya da altı kadın öldürülüyor. Çocuklar, istismar ediliyor, yok ediliyor, aileler korku içinde. Parası olanın can güvenliği yok, olmayanın hiç güvenliği yok. Bunun hepsini açlık ve yoksullukla yorumlayamayız elbette. O zaman her şey kolay olur. Ne oluyor bize diye sorgularsak ki sorgulamalı, o zaman sistemin bizi nerelere sürüklediğini görürüz. Bütün bunlardan yalnızca yöneticiler sorumlu diyerek kurtulamayız. Elbette hepimiz sorumluyuz. Ferhan Şensoy, “Uyumak güzeldir, topluca uyumak tehlikeli,” diyordu.
Okullar açıldı. Özel okullar ateş pahası, devlet okulları tercih edilmiyor nedense…Veliler zor durumda, çocuklar cılız. İyi beslenemeyen, kısa boylu, cılız mı cılız çocuklarımız çoğunlukta. Beden gelişmeyince, zekâ gelişir mi? Geleceğimiz bizi korkutuyor, gençleri daha çok. Üniversiteyi kazanan ama maddi yönden gücü olmayanlardan, kazandığı bölüme kaydını yaptırıp dondurarak köyüne dönen de az değil, tuzu kuru olan da. Az da olsa örneğin bazı dernekler, iş insanları, duyarlı şirketler burs vermeye çalışsa da yeterli olabilir mi?
Yangınlar dersen, olmayan ormanlarımız cayır cayır yakılıyor ya da yanıyor. Yol kıyıları, ağaç araları atık şişe dolu. Anız yakarak orman yangınlarına sebep olanlar her yıl çoğalıyor. Ziraat alanında uzman olanların sorumluluğu yok mu? Çiftçiyi bilinçlendirmek gerekmez mi? Yakılan anızların, toprağın içindeki mineralleri de yakıp toprağı besinsiz bıraktığını bilse yakar mı? Peki onlara bunu kim söylerse ciddiye alırlar, elbette o konunun uzmanları.
Çocuklar, baktılar ki üniversite bitirmek hayatı kurtarmıyor, mesleğe yönelelim dediler, orada da onları işçi ölümleri karşıladı. Bu durum yeterince denetlenip engellenemez mi? Hiç de zor olmasa gerek. Sözün özü herkes görevini yeterince yaparsa, işini ciddiye alırsa, toplum daha güvende, daha huzurlu olabilir bence. Ama bizim en büyük özelliğimiz; kendi sorumluluğumuzu başkalarının üstüne yıkma eğilimi. Amerikalı general diyor ya; “Düşmanla karşılaştığımızda bir de baktık ki düşman bizmişiz.” Acaba bu konuda okullarda bazı dersler eksik mi ne dersiniz? Örneğin; mantık, felsefe, insan sevgisi, empati kurma, dayanışma, adalet duygusu vb… “Gurur duyacağınız bir şey yoksa da en azından utanç duyacağınız bir şey olmasın hayatınızda. Yoksa bu şey taşıyamayacağınız kadar ağır gelir ve onun altında ezilirsiniz,” diyor Selahattin Demirtaş. Karma karışık bir yazı oldu. Bunu da bile bile dağdan tepeden yazdım.