Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, hakkında yürütülen yolsuzluk, rüşvet ve irtikâp soruşturması kapsamında tutuklu bulunuyor.

Dün bir kez daha hâkim karşısına çıkan Böcek, kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmedi. Hakkındaki iddiaları reddeden Böcek, yaşananların bir “itibar suikastı” olduğunu savundu ve beraatini talep etti.

Böcek’in son dönemde Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik operasyonlar ve özellikle fuhuş iddialarıyla ilgili açıklamalarını daha önce cezaevinden yaptığı da kamuoyunun malumu.

Elbette burada son sözü hukuk söyleyecek.

Suçlamaların doğru olup olmadığına mahkemeler karar verecek. Bir insanın suçlu olup olmadığı, hakkında ortaya atılan iddialarla değil, bağımsız yargının vereceği kesin hükümle belirlenir.

Ancak bu olayın bir de siyasi ve insani boyutu var.

Asıl dikkat çekmek istediğim nokta da tam burası…

Dün slogan atanlar bugün nerede?
Muhittin Böcek tutuklandığında Antalya sokaklarında “özgürlük” sloganları atanlar vardı.

Partililer, siyasetçiler, dostlar, yol arkadaşları…

Kamuoyuna peş peşe açıklamalar yapıldı. Böcek’in yalnız bırakılmayacağı, hukuki mücadelesinin yanında olunacağı ifade edildi.

Peki bugün?

Aradan zaman geçti.

Ses yok.

Seda yok.

Daha da önemlisi, cezaevinde bulunan bir belediye başkanını ziyaret edenlerin sayısı konusunda kamuoyunda ciddi bir sessizlik hâkim.

Avukatları dışında kimlerin yanında olduğu, kimlerin ziyaret ettiği, kimlerin telefon açıp hâlini hatırını sorduğu elbette ayrıca konuşulması gereken bir mesele.

Çünkü siyaset yalnızca iyi günlerde omuz omuza fotoğraf vermek değildir.

Asıl mesele, zor zamanda kimin yanında durduğunuzdur.

Ahde vefa zor zamanda belli olur
Muhittin Böcek’in bugün yaşadığı yalnızlık, yalnızca kendisinin değil, Antalya siyasetinin de sorgulaması gereken bir tablo ortaya çıkarıyor.

Bir dönem aynı kürsülerde konuşanlar, aynı mitinglerde omuz omuza duranlar, aynı siyasi hedefler için mücadele edenler bugün neden bu kadar sessiz?

Siyasette vefa, makam ve güç üzerinden kuruluyorsa bunun adı vefa değildir.

İnsanların makamları üzerinden dostluk kurmak kolaydır.

Asıl sınav, o makamın sahibi güç kaybettiğinde başlar.

Bugün Muhittin Böcek’in yanında görünmek siyasi açıdan riskli bulunuyor olabilir.

Ama yarın şartlar değiştiğinde herkes yeniden eski dostluğunu hatırlarsa, bunun adı ne kadar inandırıcı bir siyaset olur?

Bir de kitap meselesi var…
Muhittin Böcek’in daha önce kaleme aldığı kitabı da bu noktada ayrıca hatırlamak gerekiyor.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Yaşananları, yanında olmayanları, zor günlerinde kendisini yalnız bırakanları ve bugün sessiz kalanları bir gün o kitapta anlatacak mı?

Belki de gelecekte yazacağı satırlar, bugün yaşananlardan çok daha fazla konuşulacak.

Çünkü insanın hayatında bazı dönemler vardır; dostun kim, yol arkadaşının kim olduğunu en net biçimde gösterir.

Bugün cezaevinin kapısında kimse görünmeyebilir.

Ama yarın kitap sayfalarında herkesin adı yerini bulabilir.

Siyasetin hafızası güçlüdür
Böcek hakkındaki suçlamaların hukuki sonucunu beklemek gerekiyor.

Beraat edebilir.

Mahkûm olabilir.

Hukuk ne karar verecekse ona saygı göstermek gerekir.

Fakat siyasi hafıza başka bir şeydir.

İnsanlar kimin hangi gün ne söylediğini, kimin yanında durduğunu, kimin sessiz kaldığını unutmaz.

Dün özgürlük sloganı atanların bugün suskunluğa gömülmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

Siyasi dayanışma gerçekten ilkelere mi dayanıyordu, yoksa yalnızca makamın gücüne mi?

Muhittin Böcek’in bugün yaşadığı yalnızlık, belki de bu sorunun en çarpıcı cevabı.

Ve siyasette ahde vefa, tam da böyle günlerde sınanır.

İyi günde herkes yanınızdadır.

Kötü günde yanınızda kim kalıyorsa, asıl dostunuz odur.