Ülke olarak daha önceki dönemlerde defalarca şahitlik ettiğimiz siyasi ve toplumsal süreçlere, bugün bir kez daha tanıklık ediyoruz.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çerçeve yasa kapsamında hazırladığı ve merakla beklenen sonuç bildirgesi nihayet somutlaştı; hazırlanan kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) milletvekillerinin imzasına açıldı.
Yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla, TBMM alt komisyonunda gergin gecen tartışmaların sonucunda teklif; Üst Komisyonda görüşülüp karara bağlanması için sevki yapıldı.
Gündeme alınan bu teklifte en çok dikkat çeken unsur ise muhalefetin tavrı oldu.
Ana muhalefet partisi milletvekillerinin yanı sıra, Mecliste grubu bulunmayan ve temsil yetkisi sınırlı olan birden fazla partinin de bu teklife imza vermediği görülüyor.
-
Peki Komisyonun hazırladığı bu rapor bir devlet sırrı mıdır?
-
Yoksa rapor, talep edilen zaman aralığında partilere ulaştırılmadı mı?
-
Meclis Başkanlığı Muhalefet Partisi milletvekillerine bu teklifi incelemek, üzerinde fikir telakki etmek ve istişarelerde bulunmak için yeterli zaman tanınmadı mı?
-
Kamuoyunda da yüksek sesle ifade edildiği üzere; Yüce Meclisin çatısı altına gelen ve henüz Meclis Başkanının bile detaylarından tam olarak haberdar olmadığı iddia edilen bir teklife milletvekilleri nasıl imza koyabilir?
-
Tam da bu noktada durup düşünmek gerekir: Adı "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" olan bir komisyonda, neden adına yakışır şekilde tam katılımlı bir birliktelik ve toplumsal mutabakat sağlanamadı?
-
Teklifin diğer partilere geç bildirilmesi kimin ya da kimlerin işine yaramaktadır?
-
Bu kadar hayati meseleler "oldu bitti" ile çözülebilir mi?
-
Eğer hazırlanan teklife bu derece güveniliyorsa, neden adeta yangından mal kaçırırcasına aceleci ve dikey bir süreç işletilmektedir?
-
Burada toplumsal bir fayda mı gözetiliyor, yoksa perde arkasında bir siyasi mühendislik hesabı mı var?
Soruları bol olan fakat cevapları bizde bulunmayan, baş döndürücü hızla değişen toplumda yaşam sürüyoruz.
Hepimizi en yakından ilgilendiren bu gelişmeler, sosyal bilince ve sorumluluk duygusuna sahip hiçbir yurttaşın kayıtsız kalamayacağı durumları karşımıza çıkarmaktadır.
Üstelik aynı gün içinde ülkemizde gündemin ne kadar hızlı değiştiğini gösteren bir başka gelişme daha yaşandı: Fezlekeler. Özgür Özel’in fezlekesinin tam da bu süreçte TBMM gündemine gelmesi bir gözdağı mıdır?
Özel’e ait 60'a yakın, diğer milletvekillerine ise çok sayıda fezlekenin Mecliste beklediği bilinen bir gerçektir.
İçeriği tam olarak tartışılmayan ve üzerinde ortak bir konsensüs (uzlaşı) sağlanamayan bu teklifin, gelecekte son derece sıkıntılı sonuçlar doğuracağı ve toplum ölçeğinde kabul görmeyeceği şimdiden anlaşılmaktadır.
Nitekim komisyonda üyesi bulunmayan partiler, teklifi desteklemeyen diğer siyasi oluşumlar, dernekler, vakıflar, akademisyenler ve sivil toplum öncüleri, sosyal medya ve diğer argümanlar üzerinden "Hayır" yönünde dijital anketler ve kamuoyu yoklamaları başlatmış durumdadır.
Tüm bu siyasi trafik yaşanırken, madalyonun diğer yüzünde, Güvenpark’ta gazilerimizin sürdürdüğü haklı eylem devam ediyordu.
Terörle mücadelede veya terör uzantılarının saldırılarında vatan uğruna bir ya da birkaç uzvunu kaybetmiş insanların yaşam mücadelesine tanık oluyoruz.
Belki de aynı eylemsel olaylarda karşı karşıya gelinen kişilerin affını ve beraatini öngören bir yasa tasarısıyla karşı karşıya kalmanın tarihsel sorumluluğunu omuzlarımızda taşıyoruz.
Gazilerimiz bu süreçte gösterdikleri ciddi ve vakur duruşlarının yanında toplumunda hiçbir şekilde kayıtsız kalmadıkları eylemlerine verdikleri desteğin neticesinde kısmı de kalsa bazı kazanımlar elde ettiler, ancak bu yeterli mi? Asla! Bu ülkenin tek ve gerçek sahipleri, yurt ve vatan sathında canı pahasına mücadele etmiş olanlardır.
Sonuç olarak; üzerinde uzlaşılamayan, meclis iradesini tam yansıtmayan ve toplum vicdanını yaralama potansiyeli taşıyan böylesi kritik kararlarda sadece seçilmişlerin değil, asıl irade sahibi olan seçenlerin fikrini almak gerekmez mi?
Toplumsal kutuplaşmayı önlemek ve gerçek bir mutabakat sağlamak adına, nihai kararı doğrudan millete bırakmaya, yani bir referanduma gitmeye ne dersiniz ?
Son bir soru; Sizce Yeni Parti Grubu Meclisteki oylamada “Evet” kullanır mı?