Butlandı, mahkemeydi, istinaftı, Yargıtaydı derken bir yol ayrımına; daha doğru bir ifadeyle ise sürecin sonuna gelindi.
Butlan yönetimine, şimdilik belli bir süre daha gün doğmuş görünüyor.
Zaman diyorum. Sorarsanız, "Ne zamanı bu?" diye...
Yargıtay'dan gelecek kararın zamanı!
Aslında Yargıtay'ın kararını beklemeye de gerek kalmadı gibi görünüyor.
Şimdilik bu düellonun galibi Kemal Kılıçdaroğlu gibi gözüküyor. Peki, bu durum ne zamana kadar sürecek? Bu konuda bir bilgi ya da fikir sahibi misiniz?
Himayesi ve etkisi altında bulunduğunu düşündüğü yol arkadaşlarının önüne gelecek olan Anayasa Değişikliği sürecine kadar...
İşte bu zaman diliminde beklenen katkı sağlanırsa ne âlâ. Ya sağlanamazsa?
"The Game Over."
İşte o zaman gerçek tablo tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacağa benziyor.
Muhtemelen olağan kurultay takvimi sonbahar aylarında mahalle delegelikleriyle başlayacak. Fakat hangi üyelerle?
Neredeyse kayıtlı üyelerin önemli bir bölümü ya istifa etti ya da yeni kurulacak partinin saflarına katıldı; katılmak için de gün sayıyor.
Anlaşılan o ki, ciddi anlamda bir kopuş yaşanacak gibi görünüyor. Tablodan anlaşıldığı kadarıyla da ana muhalefet görevini bu süreçte farklı bir siyasi yapı üstlenecek gibi duruyor.
Peki, CHP istifalardan sonra yeterli üye sayısına ulaşamazsa ne olur?
Tüzüğün emredici hükümleri neyi öngörüyorsa o olur.

Ancak CHP'de sorunlar bununla da sınırlı değil.
PM yok!
Grup toplantılarını istediğiniz şekilde yapamıyorsunuz.
İstenilen saha çalışmalarını gerçekleştiremiyorsunuz.
Halkla zaten ciddi bir kopukluk yaşandığı da ortada.
Böyle bir tabloda, "İktidara yürüyoruz." naraları atmak; gerçeklikten ve samimiyetten ne kadar uzak kalındığının açık bir göstergesi değil de nedir?

Özgür Özel ise şöyle diyor:
"Mevzu bina da değil, koltuk da değil. Mevzu iktidar olabilmek."
"Ben iktidar olacağım. İktidar olmak için mücadele ediyorum." diyor.
Butlan yönetimi ise hâlâ, "Partiden ayrılmayın. Önce bizimle, sonra da iktidarla mücadele edin." çağrısında bulunuyor.
Bu tabloyu akıl tutulmasından başka nasıl tarif edebiliriz?
Diğer bir mesele ise yeni bir partinin kurulacak olması.
Partiyi kuracak olanlar büyük ölçüde belli. Peki, kurduran kim veya kimler?
Gerçeğini ve nedenlerini bilmek en doğal hakkımız değil midir?
İşte bu soru ve soruların cevapları bu kez Özgür Özel'de değil!
Kim de mi?
Anadolu'nun yüce ve mukaddes halkındadır.
Kuranda, kurduranda söz sahibi olan aziz yurttaştır.


Ancak partiyi kurmakla da iş bitmiyor.
Özel cephesinde ise gelişmeler, geçmişe kıyasla daha kontrollü bir ivmeyle ilerleyeceğe benziyor. Halktan aldığı güç ve inançla hedeflerine doğru yürümeye devam ediyor.
Fakat bu yol meşakkatli bir yol.
Kimseye dikensiz gül bahçesi vaat etmiyor.
Aksine, ateşten gömlek giydiriyor; giydirmeye de devam edecek gibi görünüyor.
Bu ve buna benzer olayları ve gelişmeleri birer yurttaş olarak takip edip göreceğiz.
İnşallah yarınlarımız, bugünlerimizden daha iyi, daha güzel olur.
Mevlana’nın güzel bir vecizesi ile yazımıza son verelim o zaman (Bu arada bu sözünde orijinal haliyle ifade edelim ki doğruluğu bilinsin).
“Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.