"Biz bu işlerin hiçbir yerinde yokuz!" diyorsunuz.
Hiç mi yoksunuz?
Sütten çıkmış ak kaşık mısınız?
Oysaki vatandaş hiçbir şeyi unutmamış. Bir de "Unutur gider vatandaş" dersiniz; biz vatandaşa sorduk: “Yahu, bunlar bu işin neresindedir?” Genel olarak ortaya çıkan cevap ne mi oldu dersiniz?
“Tam ortasındalar!”
Peki, neyin ortasındalar acaba, nedir bu durumlar diye yeniden sorduk.
Vatandaş diyor ki: "Ben niye düşüneyim ki?
Artık o düşünsün!
Seçilecek olan o ise, seçime girecek olan o ise ben vatandaş olarak daha avantajlıyım.
Çünkü güç bende oldu. Olmaya da devam edecek.
Ben belirleyen ve seçen oldum hep ama yetti; Bizleri ‘Yeter artık!' pozisyonuna getirmeyi başardınız. Bravo sizlere …
Bu işlerin tamamen dışında olan birileri varsa, “Halk olarak biziz”.
Sen ise tam da ortasındasın efendi!
Bir bakalım mı neyin tam ortasındasınız?
Söyledik ya, vatandaşın ajandası unutmaz diye!
İşte o ajandadaki siyasi, ekonomik ve toplumsal olaylar...
Her şeyin başı olan "Ekonomi" ile mi başlayalım yolculuğumuza, yoksa "Adalet" ile mi? Ne dersiniz?
Gelelim şimdi 2018 ve onu takip eden yıllara... Akıllara şu soru gelebilir: Neden özellikle bu yıldan başlanıyor?
Bu sorunun cevabı şöyle olabilir: O yıl, yeni bir sistemin doğum yılıydı ve takip eden yıllar muazzam olacaktı.
Her ne hikmetse unvanlar değişmeye başlayınca, siyasette "doktora" yapılmaya başlandığı o dönemde ve devam eden yıllarda oldu ne olduysa; hâlâ da olmaya devam ediyor.
Türk lirasında değer kayıpları başlamış, alım gücü yavaş yavaş gücünü nisbi oranda kaybetmeye yüz tutmuştu.
Gözünüz aydın!
Ekonomi ve hayat pahalılığı gelecek yıllara çoktan haber göndermişti: “Yüksek enflasyon geliyor, hazırlıklı olun, hazırlığınızı yapın!” diye.
Hayatımızı sürdürüp idame ettirebilmek için çalışmanız gerekiyor, evet haklısınız.
Ancak ekonomideki yerli ve yersiz dalgalanmalar; işsizlik oranlarını ve gelir dağılımı
Eşitsizliğini uçurumlara sürükleyerek, gelir adaletsizliğini artırmış ve toplumsal yapıyı yerle yeksan etmişti.
Neler olmuyor ki bu ülkede... "Bu da mı oldu?" denilecek hadiselerle karşı karşıya kaldık.
Biz kendi yağımızda, tuzumuzda kavrulurken bir de sığınmacı ve düzensiz göçmen krizleriyle karşı karşıya kalmadık mı? Kaldık.
Zaten iflas noktasına gelmiş olan ekonomi, günde neredeyse taklaları bırakıp parendeler atar hale gelmişti adeta.
Ülke neredeyse Suriyelilere teslim edilecek hale gelmiş, milyonlara varan bir sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapmaya başlamıştı.
Sadece onlar mı? Afganistan ve benzeri milletlerin düzensiz göçmenleri ülkeyi adeta istila etti denebilirdi.
Beraberinde bu olaylar peşinden neyi sürükleyip getirdi dersiniz?
Demografik, sosyal ve ekonomik problemleri... Kendi topraklarımızda neredeyse yabancılaşmaya başladık ve münferit adli olaylar sıklıkla görülür oldu.
Peki, bu durumun müsebbibi olanlar kimlerdi?
Kendilerini çok iyi biliyorlar ve tam da bu olayların ortasındaydılar.
Hayat devam ediyor... Kim istemezdi ki güçlü ve bağımsız bir yargıyı?
Ancak yapılan işlemler neticesinde kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelenmiş; yargının bağımsızlığına gölge düşürülerek ulusal ve uluslararası eleştirilerin dozajı iyice artmıştır.
Liyakat esasının yerini daha farklı şahsi enstrümanların alması ve toplumun "kendileri ve diğerleri" ekseninde kutuplaştırılması, geleceğe yönelik kaygıları daha da derinleştirmektedir.
Kurumların yıpranması, yolsuzluk iddiaları, kontrolsüz özelleştirmeler, savrulan dış politika, eğitim ve çevre sorunları, bağımsız medyanın ve haber alma özgürlüğünün yanında ifade özgürlüğünün de kısıtlanması...
Ve buna benzer daha niceleri!
İşte tüm bu sorunların tam da ortasında “SİZ-LER” vardınız.
Hala Tam da Ortasındasınız!