Yeni Parti, kongre yönetmeliği ve takvimini açıkladı. Açıklanan takvim, koşulların da dayatması ile çok hızlı bir süreci ön görüyor. Ancak yönetmelik, başlayan kongre sürecinin ötesinde anlam taşıyor ve yeni bir parti içi temsil modelini ortaya koyuyor. Bu yönü ile tarihsel bir metin de diyebiliriz.

Gelin bu yönetmeliğe, taşıdığı tarihsel ağırlık bakış açısı ile biraz yakından bakalım.

Siyasi partilerde kongreler çoğu zaman demokrasinin en görünür olduğu, fakat parti içi siyasetin en fazla tartışıldığı dönemlerdir.

Kâğıt üzerinde “kongre” vardır; sandık kurulur, adaylar çıkar, delegeler seçilir. Ancak asıl mesele, sandığın gerçekten üyelerin iradesini yansıtıp yansıtmadığıdır.

Yeni Parti’nin hazırladığı Kongreler Yönetmeliği ve Örgüt Başkanı Önseçimi Yönergesi bu açıdan dikkat çekici bir yaklaşım ortaya koyuyor.

En önemli tercih, il ve ilçe başkanlarının belirlenmesinde üyelerin doğrudan devreye sokulmasıdır. “Örgüt Başkanı Önseçimi” adı verilen modelde ilçe başkanı için ilçedeki, il başkanı için ise ildeki üyelerin sandığa gitmesi öngörülüyor. Üstelik yöntem gizli oy ve açık sayım esasına bağlanıyor.

Bu, Türkiye’de siyasi partilerin yıllardır tartıştığı temel bir probleme doğrudan temas ediyor: Örgüt başkanını üyeler mi belirleyecek, yoksa örgütün başındaki birkaç kişinin tercihi mi?

Yeni Parti’nin cevabı en azından yönetmelik düzeyinde üyeden yana.

Bu önemli.

Çünkü parti içi demokrasinin yalnızca kongre günü salonda kullanılan oylarla sınırlı kalmaması gerekir. Üyenin, kendi ilçe başkanını ve il başkanını belirleme hakkına sahip olması, örgütü yönetenlerle örgüt tabanı arasındaki mesafeyi azaltabilir.

Daha da önemlisi, sistem yalnızca “sandık kuralım” demiyor. Sandık kurullarının oluşumu, aday gözlemcileri, açık sayım, tutanakların ilan edilmesi ve itiraz mekanizmaları da düzenleniyor. Başkan adaylarının sandık başlarında gözlemci bulundurabilmesi ve sonuç tutanaklarının adaylara verilmesi, şeffaflık açısından olumlu düzenlemeler.

Bu yaklaşım, küçük görünen ama siyasetin güvenilirliği açısından büyük önem taşıyan bir ayrıntıyı da beraberinde getiriyor: Sonuç sadece açıklanmıyor, tutanak üzerinden görünür hale getiriliyor.

Delege sisteminde de önemli bir tercih var

Yönetmelikte delege dağılımının partinin son milletvekili seçiminde aldığı oylarla ilişkilendirilmesi de dikkat çekici.

İlçe ve il kongrelerindeki delege dağılımında seçim sonuçlarının esas alınması, örgüt temsilinin sandıktaki parti desteğiyle ilişkilendirilmesini amaçlıyor. Partinin ilgili seçime katılmamış olması halinde ise üye sayısının esas alınması öngörülüyor.

Bu sistemin avantajı açık: Delege dağılımında tamamen merkezden belirlenen keyfî bir model yerine, ölçülebilir bir kriter getiriliyor.

Üstelik 400 üyeden az ilçelerde bütün üyelerin ilçe kongre delegesi sayılması da ayrıca demokratik katılımı kolaylaştıran bir düzenleme.

Burada Yeni Parti'nin vermek istediği mesaj belli:

Örgüt büyüdükçe temsil mekanizması devreye girecek; örgüt küçüldükçe doğrudan katılım mümkün olduğunca korunacak.

Bu, teorik olarak oldukça makul.

Fakat tam da burada bazı sorular başlıyor

Bir yönetmeliğin iyi niyetli olması, bütün sorunları çözdüğü anlamına gelmiyor.

Yeni Parti'nin düzenlemesinde en fazla dikkat edilmesi gereken alanlardan biri, Merkez Yönetim Kurulu'nun geniş yetkileri.

Örneğin hangi seçim çevrelerinde örgüt başkanı önseçimi yapılacağına Merkez Yönetim Kurulu karar veriyor. Yine önseçimin uygulanması, yorumlanması, uyuşmazlıkların giderilmesi ve itirazların sonuçlandırılmasında son merci de Merkez Yönetim Kurulu. Üstelik kurul, yönergede belirtilen süreleri değiştirebiliyor ve gerekli düzenlemeleri yapabiliyor.

Buradaki mesele, merkezin yetkisinin bulunması değil.

Her siyasi partide bir koordinasyon ve denetim merkezinin olması gerekir.

Mesele şu:

Merkez, aynı zamanda yarışın hakemi olduğunda ne olacak?

Bir adayın itirazını, seçimin yürütülmesinde rol alan aynı siyasi organın kesin olarak karara bağlaması, ileride tartışmalara yol açabilir.

Daha bağımsız bir itiraz mekanizması kurulabilseydi, sistemin demokratik meşruiyeti daha da güçlenebilirdi.

Örneğin bağımsız bir “kongre ve seçim itiraz kurulu” oluşturulması düşünülebilir.

Önseçimin en büyük sınavı: Eşit yarış

Yönetmelik adaylara propaganda imkânı tanıyor. Adaylar kendilerini ve çalışmalarını anlatan materyaller hazırlayabiliyor, afiş ve poster kullanabiliyor.

Bu olumlu.

Ancak burada başka bir soru ortaya çıkıyor:

Parası, çevresi, örgütsel gücü ve tanınırlığı yüksek olan adayla yeni ortaya çıkan aday gerçekten aynı imkânlara sahip mi?

Yönetmelik sandığı düzenliyor; fakat seçim kampanyasının finansmanını, harcama sınırlarını, adayların birbirine erişim imkânlarını ve dijital propaganda şartlarını ayrıntılı biçimde düzenleyen daha güçlü kurallara ihtiyaç olduğu görülüyor.

Demokrasinin yalnızca “herkes oy kullanabilir” kısmı yoktur.

Bir de “her aday kendisini eşit şartlarda anlatabilir mi?” sorusu vardır.

Bu nedenle gelecekte adayların propaganda harcamalarının sınırlandırılması, ortak tanıtım imkânlarının oluşturulması ve dijital iletişimde eşitliğin sağlanması yönetmeliği daha demokratik hale getirebilir.

İtiraz süresi kısa, karar mercii fazla merkezi

Düzenlemenin güçlü taraflarından biri hızlı karar mekanizması kurması.
Örneğin önseçim sonuçlarına iki gün içinde itiraz edilebilmesi ve Merkez Yönetim Kurulu'nun itirazları beş gün içinde sonuçlandırması öngörülüyor.

Bu, kongre sürecinin uzayıp gitmesini engellemek açısından anlaşılabilir.

Ancak siyasette hız ile adalet her zaman aynı şey değildir.

İki günlük itiraz süresi, özellikle çok sayıda sandığın bulunduğu büyük illerde adayların bütün tutanakları incelemesi açısından oldukça kısa olabilir.

Daha önemlisi, yönetmelikte itiraz hakkı bulunmasına rağmen son kararın yine büyük ölçüde parti merkezinde toplanması, sistemin demokratik görüntüsünü zayıflatabilecek bir risk taşıyor.

Takvim de hızlı; bu iyi ama riskli

Kongre takviminin kısa ve yoğun biçimde işletilmesi de dikkat çekiyor.

Üye listelerinin 26 Ağustos'ta askıya çıkarılması, 1 Eylül'de itiraz süresinin sona ermesi, 12 Eylül'de ilçe başkanı önseçimi, 13 Eylül'de ilçe kongre delegelerinin belirlenmesi ve ekim ayında ilçe ve il kongrelerinin tamamlanması öngörülüyor. İl başkanı önseçiminin ise 18 Ekim'de yapılması planlanıyor.

Bu takvimin avantajı, örgütü aylarca sürecek belirsizlikte bırakmaması.

Ama dezavantajı da aynı yerde.

Demokrasi hızlandırılabilir ama aceleye getirilemez.

Üyelerin listeleri kontrol etmesi, adayların kendilerini tanıtması, itirazların yapılması ve sonuçların denetlenmesi için ayrılan sürelerin gerçekten yeterli olup olmadığı uygulamada görülecek.

Özellikle yeni ve hızla büyüyen bir parti açısından, üyenin “Ben bu seçimin ne zaman ve nasıl yapılacağını yeterince biliyor muyum?” sorusuna vereceği cevap çok önemli.

Asıl başarı yönetmelikte değil, uygulamada olacak

Yeni Parti'nin Kongreler Yönetmeliği'nin bence en önemli tarafı, siyasi partilerde sıkça görülen “genel merkez belirler, örgüt onaylar” modelinden bir ölçüde uzaklaşma iddiasıdır.

Üyenin sandığa doğrudan taşınması, gizli oy-açık sayım, gözlemci sistemi, tutanakların ilan edilmesi, itiraz hakkı ve delege dağılımında ölçülebilir kriterlerin kullanılması bu açıdan olumlu adımlar.

Fakat aynı metin, güçlü bir merkezî yetki mekanizmasını da koruyor.

Dolayısıyla Yeni Parti'nin önündeki asıl sınav, yönetmeliğin nasıl yazıldığı değil, nasıl uygulanacağı olacak.

Eğer genel merkez kendi adayına karşı da aynı kuralları işletirse, itirazları gerçekten objektif biçimde değerlendirirse, adaylara eşit propaganda imkânı sağlarsa ve sandık sonuçlarını tartışmasız biçimde şeffaflaştırırsa bu düzenleme parti içi demokrasi açısından önemli bir örnek haline gelebilir.

Ama kurallar yalnızca “istenilen sonucu” üretmek için kullanılırsa, en demokratik görünen yönetmelik bile eski siyasi parti alışkanlıklarını değiştirmeye yetmez.

Çünkü parti içi demokrasinin gerçek ölçüsü yönetmelikte yazan cümleler değildir.

Genel merkezin, kendisini de bağlayan kurallara ne kadar sadık kaldığıdır.

Yeni Parti'nin önünde şimdi tam da böyle bir fırsat var.

Sandığı örgütün merkezine koymak önemli bir başlangıç.

Şimdi yapılması gereken, sandığın iradesini merkezin iradesinin önüne koyabilmek.

Başarılabilirse bu yalnızca Yeni Parti'nin kongrelerini değil, Türkiye'deki parti içi demokrasi tartışmasını da etkileyebilecek bir deneyime dönüşebilir.