Bugün toplanacak CHP Merkez Yönetim Kurulu’ndan (MYK) Antalya il yönetiminin görevden alınması ve Antalya İl Başkanlığı’na Hasan Şahin’in atanacağı beklentisinin yüksek olması, CHP’de daha önce Muratpaşa İlçe Başkanlığı görevini yapmış Hasan Şahin’i Antalya’daki CHP’liler içerisinde tartışma merkezine oturttu.
Daha önce de belirtmiştim. Antalya’da CHP il başkanlığı için normal koşullar altında Hasan Şahin adına gelecek itiraz yok denecek kadar azdır. İtiraz edenler de Hasan Şahin o koltuğu hak etmediği için değil, onunla birlikte siyaset yapmadıkları için itiraz ederler. Hasan Şahin, daha önce, başta yerel seçimlerde olmak üzere çeşitli tartışmalarda aldığı tavırlar nedeni ile bazı kesimlerde ‘örgütün vicdanı’ olarak da anılır. Ki, bence de bu unvanı hak eder.
Bu anlamda Hasan Şahin’in CHP’li kimliğini sorgulamaya açmak, en hafif deyim ile haksızlıktır. Hasan Şahin benzeri örneklerin gerek Antalya’da gerekse Türkiye’de azımsanmayacak noktada olduğunu düşünüyorum.
Burada sorgulanması gereken, Hasan Şahin’in CHP’liliği değil, bizatihi CHP’nin geldiği noktadır.
Hasan Şahin’in CHP’liliği, günümüzün moda deyimi ile ‘atadan deden gelen CHP’lilik’tir. Tarihsel köklere ve bu köklerin beslediği kodlara bağlılıktır.
Adını şu anda hatırlamıyorum, bir yazar, “CHP’nin genel başkanları olur ama lideri tektir, o da Mustafa Kemal’dir” demişti. Çok doğru bir tespit ve Hasan Şahin’in bağlılığı ya da CHP’liliği tam da bu CHP’liliktir.
Herkes CHP için “Kurtuluş Savaşı’nda kurulmuş, Cumhuriyeti kurmuş partidir” der. Bu yönü ile CHP, kuruluş ve kurtuluşun partisidir. Ama sadece bu değildir CHP.
Aynı zamanda devrimleri yapan partidir. Bu devrimleri yaparken feodalizm kalıntısı, gerici ortaçağ düşüncesinin karşısına aydınlanmayı koyan, gericileri devletin zor gücü ile haklı olarak ortadan kaldıran partidir.
1929 ekonomik buhranı sonrasında adına devletçilik dediğimiz ama bazı siyaset bilimcilerinin ‘devlet sosyalizmi’ olarak tanımladığı ekonomik modelini yaşama geçirerek topyekün kalkınma amacına yürüyen partidir CHP.
Bu liste uzatılabilir ama son olarak, kör topal da ilerlese bir demokrasi deneyimini bu ülkeye hediye eden partidir CHP.
Hasan Şahin’nin CHP’si bu CHP’dir.
Yani, devrimci CHP’dir.
Buradan günümüze gelelim.
Bundan 24 yıl önce, az önce ifade ettiğim demokrasinin nimetlerinden faydalanarak iktidara gelen ve bu 24 yıl içerisinde Cumhuriyetin kazanımlarına açık savaş açan bu iktidar, artık amacını belli etmiştir.
Yandaş kalemlerin de ifadelerine yansıyan bir ‘aile içi iktidar’ durumu hedefleniyor. Burada ‘aile’nin ne olduğunu elbette biliyoruz. Biz bunu hanedan diye okuyoruz. Söz konusu hanedan olunca, iktidarın halkın serbest iradesi ile iktidarı değiştirme hakkı, yani millet hakimiyeti de rafa kaldırılmış olacak.
Aylardır konuşuyoruz.
İktidarın bu arzusunun karşısında çok ciddi bir toplumsal karşıtlık var. Bu karşıtlık, CHP’yi de aşacak şekilde CHP çevresinde örgütleniyor.
Aslında buna, “tarih bir kez daha CHP’yi sahneye çağırıyor” da diyebilirdik.
Bugünlerde sıklıkla, bugün ile Bülent Ecevit CHP’si ya da 1980 sonrasında SHP kıyaslaması yapılıyor. Ama ben bu kıyaslamaya katılmıyorum. Çünkü anılan her iki dönemde de bir rejim tartışması yoktu. Sistem kendi içerisinde tıkanmış, CHP ve SHP, sistemin içindeki tıkanıklığa bir çözüm olarak gündeme gelmişti.
Bugün bir rejim tıkanıklığı değil, sistemin ortadan kaldırılması tartışması var. Bu tartışma bir defa başladı mı artık eski rejimin yeniden inşası mümkün değildir. Bu nedenle birkaç yazıdır ‘yol ayrımı’ ifadesini kullanıyorum. Artık Türkiye ya şeyhler ve dervişler ülkesi olacak ya da devrimci bir çözüm üreterek 1923 Cumhuriyetini de aşacak yeni bir sürece girecek. Tam da bu noktada Türkiye’nin nicedir unuttuğu, CHP’nin ‘devrimcilik’ ilkesine ihtiyaç var.
İşte bu tarihsel virajda, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si “ahlaki üstünlük”, “arınma” gibi ifadelerle, Hasan Şahin’in devrimci CHP’sinin devrimci damarını dağlayarak, tarihin dışına çıkarmaya çalışıyor ve CHP enerjisini söndürerek, adını koymasa bile iktidara can suyu sağlıyor. Çünkü iktidar biliyor ki, Hasan Şahin’in CHP’si olduğu sürece amacına ulaşamayacak ve tarihin tozlu raflarında, hak ettiği gerici yeri alacak.
(CHP’nin bu sürece girmesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun katkıları ve bugün CHP dışına atmaya çalıştığı isimleri CHP’ye kimin getirdiği ayrıca bir yazı konusudur ve ihtiyaç da var. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun samimiyet sınavını geçememesinin ana nedeni burasıdır.)
Bugün yaptığı tercih ile Kemal Kılıçdaroğlu da tarihte nerede duracağına karar vermiş gibi görünüyor.
Bu nedenle Antalya’da yaşanan tartışmada özne Hasan Şahin değil. Hasan Şahin’in devrimci CHP’si ile Kılıçdaroğlu’nun CHP’si arasındaki farktır.