Antalya’ da insanların bir evi şehir merkezin de bir evi de yaylalardadır. Şehrin keşmekeşliğinden, yoruculuğundan, kalabalığından anca yaylalar kurtarır bizleri. İşte o serin yaylalardan biri de Korkuteli Dereköy’ dür. Sadece serinliğiyle değil verimli toprak yapısı, içerisinde barındırdığı su kaynakları, yaş meyve ve sebze üretimiyle ihracata katkısı ile derin bir coğrafya parçasıdır. Aynı zaman da bu topraklar da yaşayan üretici hemşehrilerimizin emeği, çocuklarının geleceği, 17 köyün içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan su kaynaklarıyla doğanın büyük dengesi bölge için hayati bir öneme sahiptir.
Dereköy yaylasındaki kömür ocağı santrali girişimi siyaset üstü bir mesele olup, tartışmaya açılması bile vicdan meselesidir. Hülasa Antalya coğrafyası için bu tür maden faaliyetleri girişimlerinde izin prosesleri gerçekleştirilirken yetkili kurumlar tarafından ÇED gerekli değildir kararı vermek bu memlekete ihanettir. Yüce Yaradan’ ın bahşettiği Antalya’nın yer yüzeyi bacasız sanayidir. Yani Yeraltı kaynaklarının çıkartılması suretiyle yer yüzünün yüzeyine zarar verilmesi sonlu bir işlemdir. Telafisi ve rehabilitasyonu da mümkün değildir. Bu havzanın kaderi bugünün ekonomik hesaplarıyla belirlenemez. Çünkü su sadece toprağın değil hayatın da ta kendisidir.
Bundan dört yıl önce Dereköy’de kurulması planlanan kömür ocağı santral projesine karşı bölge halkı büyük bir mücadele verdi. Bizde bu onurlu mücadeleye omuz verdik. Çiftçiler, köylüler ve memleket sevdalıları bir araya geldi. O gün verilen mücadele, aslında sadece bir köyün değil Antalya’nın geleceğinin savunulmasıydı. Ve o mücadele sonucunda proje iptal edildi.
Bugün ise aynı projenin alanı küçültülerek yeniden gündeme geldiğini öğreniyoruz. Oysa mesele alanın büyüklüğü değil, doğaya verilecek zararın büyüklüğüdür. Çünkü doğa matematikle değil, dengeyle çalışır. Bir su havzasına yapılacak her müdahale, sadece o noktayı değil bütün ekosistemi etkiler. Tarımın, hayvancılığın ve kırsal yaşamın sürdüğü bu coğrafyada kısa vadeli ekonomik kazanç uğruna uzun vadeli kayıpları görmezden gelmek telafisi mümkün olmayan büyük bir hata olur.
Sözün özü dünya yenilenebilir enerjiye dönüş yaparken tarımıyla, turizmiyle, lojistik imkanlarıyla, su kaynaklarıyla ve doğal zenginlikleriyle ön plana çıkan Antalya’mızda kömür ocağının gündeme gelmesi bir akıl tutulmasıdır. Ama masum değildir!