Antalya’da bir süredir gündemi meşgul eden bir konu var.
İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Başkanı Soner Akdoğan’ın kendi arsasında bulunduğu iddia edilen Roma dönemine ait bir kuyuyu yok ettiği yönündeki tartışmalar.
Konu hakkında günlerdir yazılıp çiziliyor.
Akdoğan’ın daha önce Antalya Müzesi’nin yıkımıyla ilgili yaptığı açıklamalar da hatırlatılıyor.
Tartışmalar büyüyünce konu yargıya taşındı.
Arazideki inşaat çalışması da durduruldu.
Söz konusu arazi Burdur yolu üzerinde, ana yola yaklaşık 100 metre mesafede.
Hatta kuyunun Google Maps’te bile görülebildiği ifade edildi.
İnşaat süreci ise tamamen resmi prosedürlere uygun ilerliyor.
Önce Döşemealtı Belediyesi’nden çap başvurusu yapılmış, ardından ruhsat alınmış. Tapuda da arazinin üzerinde herhangi bir sit alanı ya da tescilli kültür varlığına dair şerh görünmemiş.
Burada sormamız gereken soru şu:
Eğer gerçekten Roma dönemine ait bir kuyu varsa bu yapı bugüne kadar neden kayıt altına alınmadı?
Kültür varlıklarını korumak sadece bir kişinin sorumluluğu değil.
Eğer ortada tescilli bir değer varsa bunu devletin kurumlarının kayıt altına alması gerekir.
Tapuda şerh yok.
Ruhsat alınmış.
Belediye izin vermiş.
O halde mesele sadece bir kişiye yüklenerek çözülebilecek kadar basit mi?
Antalya gibi binlerce yıllık geçmişe sahip bir şehirde, kültür varlıklarını koruma sistemi gerçekten yeterince çalışıyor mu?
Belki de asıl tartışmamız gereken konu tam olarak bu.
Antalya’da Orhan Deniz Kaplan diye genç bir arkadaşımız var.
Hemen her hafta kendisini bir kültür varlığının yanı başında görüyoruz.
Tek başına devletin birçok yetkisini elinde bulunduran görevlilerinden daha çok çalışıyor.
Gittiğimiz seminerlerde onun çalışmaları örnek gösteriliyor.
Örnek alınması gereken çok da güzel bir sitesi var.
Antalya’nın 19 ilçesindeki kültür varlıklarını burada görmek mümkün
Yetmiyor daha fazlası için mücadele ediyor.
Eserin yanına gidiyor, fotoğraflıyor, yazıyor, belgeliyor
Elinin altında sadece kendisine yetecek bir motosikleti var.
Onun internet sitesine giren kendisini bir anda tarihin sayfaları arasında buluyor.
Bugüne kadar bu arkadaşa bir plaket takdim edilmedi.
Bugüne kadar bir kişi de gel bakalım senin bu mücadelene değer katalım demedi.
Tek başına bir genç, elinde bir motosiklet, bir fotoğraf makinesi bir de drone...
19 ilçede yüzlerce eseri bir araya getirirken bizim Burdur yolunda 100 metre mesafede yer alan roma dönemine ait olduğu öne sürülen kuyu nasıl gözden kaçtı?
Soner Akdoğan günün sonunda hesap verebilir ya da vermeyebilir.
Bu süreci en şeffaf şekilde yöneteceğine inanıyorum?
Ama bu süreçte bu kuyu nasıl gözden kaçtı? Bugüne kadar kimler nasıl görmedi?
Bu kuyu kazılarak tespit edilen bir varlık değil?
Karayolundan sadece 100 metre içeride yer alan bir yapı
Günün sonunda Akdoğan ceza alır mı bilemeyiz; ama Antalya’da kültür varlıklarının korunması yönünde hassasiyetin yeniden gözden geçirilmesi gerekir!
Çok uzağa gitmeye gerek yok!
Hemen şehrin kalbinde bir Saat Kulemiz var
Yıllar önce çalınan saatinin bir kopyası 2 yıl önce yerine takıldı.
O günden sonra saat bir durdu, bir çalıştı.
Bu saatte de en çok emek saat ustası Recep Gürgen’in.
Geçen yıl yine saat durdu, Gürgen yine fedakârlık yaparak devreye girdi.
İstanbul’da 3 kişilik çalışma ekibini gönderdi.
O ekip saati çalıştırdı ve teslim etti.
Gürgen ile akabinde yine görüştüm.
Uyarıların dinlenmezse yeniden duracağını söyledi.
Gelinen noktada saat yine durdu.
Şehrin merkezinde…
Binlerce turistin ziyaret ettiği bir noktada…
Antalya’nın simgelerinden birinde…
Saat çalışmıyor.
Bunun savunulacak bir tarafı yok.
Daha önce saatin elektrik aksamının aydınlatma direklerine bağlandığı ifade edilmişti.
Peki şimdi ne oldu?
Neden yine durdu?
Kim ilgileniyor?
Kim sorumlu?
Antalya’nın en önemli simgelerinden birinin saatinin çalışmaması, aslında küçük gibi görünen ama şehrin yönetim anlayışını gösteren önemli bir ayrıntı.
Çünkü mesele sadece bir saat değil.
Mesele, şehrin hafızasına sahip çıkıp çıkmadığımız.
Antalyaspor’a 298 bin TL… Asıl soruyu sormanın zamanı...
Antalyaspor’un içinde bulunduğu mali tablo artık herkesin bildiği bir gerçek. Kulüp, bu sıkıntıya bir nebze çözüm olabilmesi için kısa süre önce bir bağış kampanyası başlattı.
Dün yönetimden son rakamı aldım.
Dün öğle saatlerine kadar Antalyaspor’un hesabına giren bağış miktarı 298 bin TL.
Evet, yanlış okumadınız.
298 bin TL.
Antalya gibi 2 milyon 700 bin kişinin yaşadığı bir şehir için bu rakam gerçekten düşündürücü.
Basit bir hesap yapalım.
Bu şehirde 500 bin kişi kişi başı sadece 100 TL bağış yapsa kasaya 50 milyon TL girer.
Hadi onu da geçtik.
250 bin kişi 100 TL verse bile 25 milyon TL eder.
Ama ortada duran gerçek şu:
Antalyaspor için toplanabilen para 298 bin TL.
Bu tablo bize acı bir gerçeği bir kez daha gösterdi.
Antalyaspor’un bu şehirdeki karşılığı sanıldığı kadar büyük değil.
Peki neden?
İşte asıl sorulması gereken soru bu.
Bugün Antalyaspor’un 30 milyon dolara yaklaşan borcu konuşuluyor. Bu borç bir günde oluşmadı. Yılların birikimi. Yanlış yönetimler, günü kurtaran kararlar, kontrolsüz harcamalar ve hesap sorulmayan dönemler…
Bu noktaya gelinmesinin fotoğrafını bugünün rakamlarında değil, geçmişin fotoğraf karelerinde aramak gerekiyor.