Ramazan ayı geldi. Camiler süslendi, alışverişler tamamlandı. Sokağa, caddeye, mahalleye huzur geldi. Kimimize göre huzur, kimimiz göre değil… Gönlümüze güzellik, ömrümüze bereket getirsin…
Ramazan ayı ile birlikte Antalya’da da her yıl olduğu gibi “denetim sezonu” açıldı. Büyükşehir ve ilçe belediyeleri zabıta ekiplerini sahaya sürdü, kameralar hazırlandı, sosyal medya paylaşımları için kareler alındı.
İlk girilen yerler fırınlar oldu. Ardından etiket fiyatları denetlendi. Sonra birkaç market, birkaç kasap, birkaç manav… Her şey sanki bir anda düzene girmiş gibi.
Ama insan sormadan edemiyor: Neden sadece Ramazan?

Antalyalılar geride kalan 11 ay boyunca ne yiyip içiyor? Nasıl yiyip içiyor? O zaman halk sağlığı önemsiz mi? O zaman fiyat etiketi, hijyen, gramaj, ürün güvenliği, son tüketim tarihi, depolama koşulları yok mu? Ramazan’da birdenbire “halkın sağlığı” hatırlanıyor, Ramazan bitince her şey unutuluyor.
Bunun adı denetim değildir.
Bunun adı olsa olsa göstermelik bir vitrin çalışmasıdır.
Üstelik artık herkes biliyor, herkes görüyor, herkes konuşuyor…
Denetlemeye gitmeden önce işletme aranıyor. “Geliyoruz” deniyor. Ortam hazırlanıyor. En son denetime gittiğimizde bir fırına kaçak olduğu gerekçesi ile girilmemişti! Bunu kulaklarımla duyduktan sonra nasıl tepki vereceğimi bilemedi. O gün bugündür düşünürüm.
Devamında tezgâh düzeltiliyor. Personel eldiven takıyor.
Arkadaki pislik saklanıyor. Ardından zabıta ekipleri sanki belediye iştiraki şirkete girmiş gibi girip çıkıyor.
Bir iki uyarı. Bir iki tutanak. Bir iki poz.
Sonra da “halk sağlığı için sahadayız” paylaşımı.
Bırakın Allah aşkına şu tiyatro görünümlü denetimleri.
Halk sağlığı kadar önemli ne olabilir? Bugün Antalya’da kaç kişi her gün ekmek aldığı fırınlardan gerçekten memnun? Kaç kişi çocuğuna güvenle simit alabiliyor? Kaç kişi “en azından temizdir” diyerek içi rahat bir şekilde ekmek tüketebiliyor?

İşin acı tarafı şu: Türkiye’de fırınlar artık “ekmek” kelimesiyle değil, skandal kelimesiyle anılıyor. Zaman zaman belediye başkanlarının şok baskınlarıyla bunu daha net görüyoruz. Çünkü fırınlarda ekmek ve hamurdan başka her türlü rezalet var. Depolarda böcek, hijyen sorunu, bozulmuş malzeme, pis tezgâhlar, tarihi geçmiş ürünler…Say say bitmez.

Peki Antalya’da bugüne kadar hangi belediye başkanından gerçek anlamda bir denetim gördük? Hangi başkan sabahın köründe, yolu açtırmadan, habersiz şekilde bir fırının arka kapısından girdi? Hangi başkan “önce halk” diyerek, işletmeyi arayıp haber vermeden, zabıtaya “kimseyi uyarmayın” talimatı verdi?
Görmedik.

Çünkü burada denetim, çoğu zaman denetim değil.
Denetim, bir tören gibi yapılıyor.
Denetim, bir ziyaret gibi yapılıyor.
Denetim, bir reklam gibi yapılıyor.
Ve sonuç değişmiyor.
İlla vatandaşın “rezalet var” diye şikâyet etmesi mi gerekli?
Halk sizi neden göreve getirdi?
Belediye dediğimiz kurumun görevi; Ramazan’da bir ay boyunca vitrine çıkıp, geri kalan 11 ay boyunca ortadan kaybolmak değildir. Belediye dediğimiz kurum, 12 ay boyunca bu şehrin düzenini, sağlığını, güvenliğini ve yaşam kalitesini korumak zorundadır. Bu bir lütuf değil, görevdir. Sadece belediye mi? Antalya İl Tarım Orman Müdürlüğü'ne de büyük görevler düşüyor. Bir ayda kaç yer denetleniyor? Nasıl cezalar yazılıyor? Bunları ifşa edin!

KURŞUNLU’DA SESSİZ BİR KIYIM YAŞANIYOR.

Kurşunlu Mahallesi’nde, ilk olarak Körfez Gazetesi’nin gündeme getirdiği orman kesimi devam ediyor. Daha önce de bu sahada büyük bir kesim gerçekleşmişti. 2018-2019 yıllarında mahalleli ayağa kalkmış, büyük bir direniş göstermiş, kesim durmuştu. Aradan geçen 6 yıl sonra bu kez daha büyük bir alanda aynı hikâye tekrar ediyor.
Antalya Orman Bölge Müdürlüğü sessiz.
Güya kesimler çam kese böceğine bağlı hastalıklar yüzünden yapılıyormuş. Güya “hastalıkla mücadele” yapılıyormuş. Güya “orman sağlığı” içinmiş.
Peki o zaman açıklayın.
Bölgede kaç ağaç damgalandı?
Bunların ne kadarı kaç yaşında?
Kaç ağaç kesimine izin verildi?
Şu ana kadar kaç tanesi kesildi?
Bu sorulara şu ana kadar net bir açıklama gelmedi.
Şeffaflık yok. Bilgi yok.

Orman, bu şehrin nefesidir. Antalya’nın iklimini dengede tutan, yağış rejimini etkileyen, toprağı koruyan, suyu tutan, canlı yaşamını sürdüren en hayati unsurdur. Kurşunlu Şelalesi’nin gerdanlığı ormanlarının göz göre göre yok edilmesi bir tesadüf müdür?

Bugün Kurşunlu’da bir ağaç kesildiğinde, bunun etkisi sadece Kurşunlu’da kalmaz. Bu kesim Antalya’nın tamamını ilgilendirir. Tam bu tepkiler devam ederken Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özkan’dan bir çıkış geldi. Özlenen hoca, “Belek’te kesilen ağaçları gördükçe içim acıyor.” dedi.

Belek’te şu anda devam eden bir orman kesimi yok. Büyük ihtimalle Kurşunlu’yu kastetti. Çıkışının zamanlaması ve mesajı çok yerinde oldu. Hatta şunu söylemek gerekiyor: Şu ana kadar iktidara yakın çevrelerden gelen en iyi, en net, en cesur tepki bu oldu.

GENÇLERİ KİM KORUYACAK?

Özellikle bekar gençlerin cep telefonlarında bir uygulama var, aldı başını gidiyor. Daha önce de bu uygulamanın mağdurlarına yönelik haberler yapıldı. Uygulama üzerinden kendilerine kız arkadaş arayan erkekler, dolandırıcı kadınların tuzağına düşürülüyor.
Senaryo hep aynı:
Önce tanışma.
Ardından buluşma.
Sonra “hadi bir çay içelim.”
Son olarak “yemek yiyelim.”
İş tam da burada başlıyor.
Kadın tanıştığı erkeği önceden anlaşmalı restorana götürüyor. Masa bir anda donatılıyor. Ardından şampanyalar, balıklar, viskiler… Hesap kabardıkça kabarıyor. Sonra bir bakıyorsun kadın ortada yok.
Bir anlığa ayağa kalkıp gidiyor. Komisyonunu alıyor. Erkek ise masada kalıyor. Bizim saf erkeklerimiz, ellerine 20-30 bin TL’yi bulan fiş gelene kadar kadının cazibesinde yaşıyor. Sonra dona kalıyor. Neredeyse pantolonunu da bırakıp eve öyle gidecek.
Peki suç sadece erkekte mi?
Evet, dikkatli olmak gerekir. Evet, bilinçli olmak gerekir. Ama burada organize bir dolandırıcılık var. Burada restoran ayağı var. Burada sistem var. Burada plan var.
Ya “rezil oldum” diye şikâyet etmeye bile çekinenler?
Bahsi geçen işletmelerin altında onlarca yorum var. Şimdi biz bu işletmelerin ismini anında dava açarlar. Yorumlarda açık açık her şey ortada…
Şimdi bizi bu işletmelerden kim koruyacak?

MAĞARA DEĞİL TÜNEL TÜNEL…

Antalya’nın doğal gerdanlığı falezler… Doğa harikası. Bu kentin simgesi. Ama falezlerin başına gelmeyen kalmadı. Hem yukarıdan hem aşağıdan her türlü işgali yaptılar. Oteller, işletmeler, kaçak yapılar, merdivenler, asansörler…
Geçtiğimiz yıl tünel vakalarını en çok Antalya Körfez Gazetesi gündeme getirdi. Daha önce gündeme getirilen Muratpaşa ilçesindeki asansörlü tünel, geçtiğimiz gün bir kez daha gündeme geldi. Muratpaşa Kaymakamlığı ilk kez bir açıklama yaptı. Ama açıklamanın her satırında ayrı soru işaretleri var.
Kaymakamlık, karadan yapılan araştırmada mağaranın bir apartmana ait olduğunun tespit edildiğini duyurdu. Mağaranın 40 yıl önce “inşa edildiğini” açıkladı.
Dikkat edin: “İnşa edildiğini.”
Mağara dediğiniz şey doğal oluşur. Kendiliğinden oluşan bir yapıdır. İnşa edilmez. Eğer inşa edildiyse o mağara değil, tüneldir.
Bir de yetmemiş, mağaradan denize asansörle inilebildiği söylenmiş. Yani sanki mağaranın içinde kendiliğinden bir asansör varmış gibi bir anlatım var. Bununla da kalınmamış, bir de merdiven yapılmış.
Muratpaşa Belediyesi kapatmış.
Tamam, güzel.
Ama bu mağara 40 yıl önce nasıl inşa edilmiş? Kim izin verdi? O dönemin belediyesi mi, o dönemin valiliği mi, o dönemin kurumları mı? Yoksa kaçak yapıldıysa bugüne kadar neden kapatılmadı? Birileri falezleri delmiş, Antalya’nın en hassas doğa alanına asansörlü tünel yapmış… Ve bu yıllarca “normal” bir şeymiş gibi durabilmiş. 40 yıl sonra kapatılmış. Suçlu yine yok?

VİZYON PROJE SINIFTA KALDI

Antalya Büyükşehir Belediyesi geçen yıl mart ayında bir uygulama duyurdu: “Sağ şerit” zorunluğu. Uygulama her ne kadar zaman zaman Antalya’da ilk olduğunu söylense de gerçekçi değil. Çünkü aynı uygulamanın daha caydırıcı olanı İstanbul’da var. Antalya’da güya halk otobüsleri sadece kendileri için ayrılan sağ şeritleri kullanacaktı. Burada normal bir aracın durması ve anlık park yapması yasaklandı. İlk günlerde trafik ekipleri sürücülere göz açtırmadı. Otobüsler için alt geçitler yasaklandı. Üst geçitlerde transit geçitler açıldı. Ne oldu? Aradan sadece 1 yıl geçmeden unutuldu? Ne halk otobüs şoförleri kural dinler oldu ne de normal araç sürücüleri? Neden unutuldu? Neden uygulanamadı? Cevap yok! Halk otobüsleri yasaklanan alt geçitlere yine girdi. Yine trafik durdu, yine kornalara sonuna kadar basıldı. Peki İstanbul’da nasıldı? İstanbul’da sabah saat 06.00-10.00 ile akşam 16.00-22.00 saatleri arasında sağ şeridi kullanamazsın, park edemezsin. Kurala uymadığın an EDS sisteminden ceza kapına gelir.
Bu şehirde bunca sorun varken; artık herkesin ortak bir sorusu var:
Bu kadar şey olurken kim denetliyor?