Evet, AESOB'un genel kurulunda neler yaşandığına dair soru güzel ama cevabı kimsede yok. 120 bin esnafı ilgilendiren Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği'nin (AESOB) cuma günü genel kurulu yapıldı. Sayın Adlıhan Dere ve Mehmet Ali Alkan, adaylık sürecinde boy boy gazetelerde yer aldılar. Her iki isim de oda başkanlığında oldukça tecrübeliler. Adlıhan Dere uzun yıllardır Büfeciler Odası'nın, buna paralel olarak son 10 yıldır da AESOB’un başkanlığını yürütüyor, Mehmet Ali Alkan ise 20 yıla yakın zamandır Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası'nın başkanı.
Antalya esnafı için böylesine önemli bir teşkilatın genel kurulunu izleyip, esnafı ve Antalya kamuoyunu bilgilendirmek üzere cuma günü sabah erkenden yola düştüm. Kepez Mimar Sinan Kongre Merkezi önündeki yerimi aldım. Saat 11.00 civarı genel kurulu takip etmek için içeri girdim. Bir süre sonra, tam kurul başlayacağı sırada yanıma polisler geldi. Ardından İlçe Seçim Kurulu'ndan görevliler de yanımıza ulaştı. Genel kurulun gazetecilere yasaklandığını söylediler. Başta inanın şaka yapılıyor sandım. Polis ekipleri ivedilikle salondan çıkmamı istedi. "Nasıl olur?" demeye kalmadan kendimizi dışarıda bulduk. Basın özgürlüğünün, demokrasinin ve şeffaf yönetimin konuşulduğu bir dönemde dışarı çıkarıldık.
Bitti mi? Hayır, bitmedi! Daha sonra polis ekiplerinin bulunduğu yere oturdum; ancak bizi bırakın içeride tutmayı, binanın bahçesinde bile barındırmadılar. Yani genel kurul salonunun dışından da dışarı çıkardılar. Hemen ardından Sayın Adlıhan Dere bir açıklama yaptı ve bu yasak kararının her iki adayın talebi doğrultusunda alındığını duyurdu. Skandal bununla da sınırlı kalmadı. Adlıhan Dere açıklamasının devamında “Basın emekçilerimizin, bu durumun bizden kaynaklanmadığını bilmelerini istiyoruz” diyerek kendi kendini yalanlamış oldu.
Değerli okurlarım, anlayacağınız her iki aday da kafa kafaya verip basını içeri almamışlar ama nasıl olduysa yasak kararının alınması da bu iki adaydan kaynaklanmamış. Nasıl oluyorsa artık... Güler misin ağlar mısın?
Peki, sayın Dere ve Alkan, genel kurul sonrası kazananı duyurmak için kimin yanına koştu? Tabi ki içeri alınmayan, dışladıkları, hor gördükleri gazetecilerin yanına koştu. Biz elbette, kamuoyuna doğru bilgiyi duyurmakla görevli olmanın sorumluluğu ile o açıklamaları topluma ulaştırdık. Her iki başkan gazetecilerin gözlerinin içerisine baka baka, kimin kazanıp kimin kaybettiğini açıkladı. Oysa o gün orada kaybeden iki isim vardı. Onlar da bu kararı alan sayın Adlıhan Dere ve Sayın Mehmet Ali Alkan... Bu seçimde sizler kaybettiniz. Biz gazeteciler ise her türlü zor şartlar altında görevimizi toplum adına hiçbir menfaat beklemeden yaparak kazandık. Sizler bizi almadınız, bahçesinden de dışarı attırdınız. Ama bizler; toplum adına pes etmedik. Yine de o seçimi kimin kazandığını duyurduk.
Şimdi kamu adına gazetecilik yapan bizlerin ve 120 bin esnafın en doğal sorusu şu: Gazetecilerin alınmadığı genel kurulda neler yaşandı? Gazetecilerin yazamayacağı hangi konular konuşuldu? Bu yasak, bu seçimi "şaibeli" duruma getirmedi mi? Sayın Mehmet Ali Alkan tam 24 saat sonra açıklama yaptı ve yasak kararında bir dahli olmadığını söyledi. Cuma günü skandal yaşanıyor, Antalya’nın 450 üyesi olan Antalya Gazeteciler Cemiyeti açıklama yapıyor, sağır sultan basın yasağını duyuyor; ancak Sayın Mehmet Ali Alkan o anda krize müdahale etmek yerine tam 24 saat sonra "Bizim dahilimiz yok" diyor.
Olaya neresinden bakarsanız bakın, bu kararın savunulacak, tutulacak bir tarafı yoktur. Varsın bizim içimizden birileri bunu savunsun; demokratik ülkelerde gazetecilerin arka kapılarla işi olmaz. Gazetecinin üzerinde bir fotoğraf makinesi, bir de bilgisayarı olur. Gazeteci herkes gibi kamuya açık olan kapıdan girer; gördüğünü, duyduğunu topluma aktarır! Gazeteci menfaat peşinde koşmaz, pusu kurmaz, algı yönetmez.
Şimdi bir daha soralım: AESOB genel kurulunda gazetecilerin yazamayacağı ne konuşuldu? Gazeteciler genel kurulda nasıl bir tehdit olarak algılandı? Gazetecilere yönelik yasak kararı anayasa ve yasaların hangi hükümleriyle alındı? Bu toplantının ve alınan bu kararın tutanaklarını basına açıklayın. Gazeteciler kimin yanında, kimin karşısında olduğunu görsün ve öğrensin.