Antalya Ticaret ve Sanayi Odası bugün Antalya’nın en köklü kurumlarından biri. Üyeleri ile hem Antalya ekonomisine hem de ülke ekonomisine yön veriyorlar. Bir bakıma ekonomide dümeni ellerinde bulunduruyorlar. ATSO’da konuşulan her şey çok mühim. Konu başlıkları, sorunlar, açıklamalar, sitemler, çözümler adeta bir yol haritası. Geçmişe ve geleceğe ayna tutacak, tarihin sayfalarında yer alacak.
Yaklaşık 2 yıldır ATSO Meclis toplantılarını kesintisiz takip ederim. ATSO’da gözüme çarpan bir durum var. Bu güzide kurumun tam 117 meclis üyesi var.
ATSO’da başkanlık yarışı malum, rahmetli Ali Bahar ve Davut Çetin arasında gidip geldi. Son gülen Ali Bahar oldu. Kendisini elim bir kazada kaybettik. Bırakın ATSO’yu, Antalya bir hafta yasını tuttu.
Ali Bahar, ATSO için de bu şehir için de büyük bir şanstı. Belki yaşıyor olsa Antalyaspor için bile bir çıkış kapısıydı.
Şimdi gelelim asıl konumuza.
ATSO’da Başkan Yusuf Hacısüleyman neredeyse boş koltuklara konuşuyor.
Meclis, çoğunluğu sağlayarak toplansa da bazen o çoğunluk tatmin etmiyor. 117 üyesi olan meclise en fazla 60 meclis üyesi katılım sağlıyor. Hemen her mecliste 50-60 meclis üyesi yok.
Ayda bir düzenlenen ve özellikle sektörel sorunların konuşulduğu mecliste katılım neden az? Daha önce rahmetli Ali Bahar’ın bu konuda birkaç serzenişi oldu.
Bu koltuklara kimse kolay gelmedi. Ama sanki şimdi gelmek daha zormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. 117 meclis üyesinin 117’sini biz ne zaman mecliste göreceğiz?
Mayıs meclisinde, toplantının son anlarında katılım sayısı 33 kişiye kadar düştü. İnanabiliyor musunuz? 33 kişiye kadar düştü.
Şimdi ATSO, bu kayıp meclis üyelerini aramaya başladı.
Umarım kasımda gerçekleşecek yeni başkanlık seçimi öncesinde bulunurlar…

Türkiye’nin önünde çok ciddi sorunlar var. Kendi sorunlarını bıraksak, çevresel ülkelerdeki sorunları bile yeter artar. Peki biz her gün sabah nelerle uyanıyoruz?
Bir tarafta faili meçhul cinayetler, diğer tarafta şike ve bahis operasyonları, bir başka tarafta ünlülere yönelik operasyonlar, son olarak ise belediyelere yönelik operasyonlar…
Elbette yargı işini yapacak, yapmalı da. Şimdi bir de “mutlak butlan” sorunumuz oldu. Siyasi tarih sayfalarına büyük harflerle yazılacak karar dün açıklandı.
Biz ne zaman bütün bu sorunlardan kurtulacağız?
Türkiye’de yurt dışına tatile gidenlerin sayısı az. Bunu ne zaman konuşacağız? Kendi vatandaşımız, kendi ülkesinde dahi tatile gidemiyor.
Kamu tarafı her özel günde tatil yaparken özel sektör çalışıyor.
Mesela herkesin bayramların birinci günü hariç tatil yaptığı, akşamları maçlara gidildiği, sosyal hayatın renklendiği zamanları ne zaman konuşacağız?
Bugün evlenme yaşı hem çok yükseldi hem de evlenme sayısı azaldı. Bir düğünün maliyeti 2 milyon TL. Bunu ne zaman konuşacağız?
Çocuk sayısı her geçen gün azalıyor, politikalar cevap bulmuyor. Bunu ne zaman gündeme alacağız?
Farklı bir Türkiye’de uyanmayı ne zaman başarırız?
Belki de artık birbirimizi tüketen gündemlerin arasında kaybolmayı bırakıp; ekonomiyi, üretimi, aileyi, gençlerin geleceğini, insanların mutlu yaşayabildiği bir ülkeyi konuşmaya başlamadıkça, aynı soruları sormaya devam edeceğiz.
Çünkü “ev alma, komşu al” diyen bir kültürden, birbirine selam vermeye vakit bulamayan bir topluma dönüşürsek, kaybedilen sadece zaman değil; ortak akıl, huzur ve geleceğe dair umut olur.