Günlerdir kafamı kurcalayan bir soru bu.
Gazeteci Vehbi Kaya bugün köşesinde bu konuyu işleyerek, Muhittin Böcek üzerindeki ağır baskılar ve psikolojik boyutu ile ele alınca, ben de konunun hem hukuki hem de siyasi boyutunu ele almaya karar verdim.
Şimdi okuyacağınız satırlar hukuk tekniği içinde ele alındığı için biraz sıkıcı gelebilir ama lütfen biraz sabırlı olun.
Konuyu anlayabilmemiz için, önce iki kavramı birbirinden ayırmamız gerekiyor. ‘Etkin pişmanlık’ ve ‘itirafçılık’.
Her iki kavram da Türk Ceza Hukuku’nda ayrı ayrı düzenlenmiş durumda. Yani bu iki kavram aynı şey değil.
Etkin pişmanlık ile itirafçılık arasındaki temel fark, birinin hukuki bir kurum, diğerinin ise yalnızca bir beyan niteliği taşımasıdır. İtirafçılık, kişinin suçu kabul etmesi veya olayla ilgili bilgi vermesidir; ancak tek başına ceza indirimi sağlamaz. Etkin pişmanlık ise Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlar için özel olarak düzenlenmiş, failin suçun ortaya çıkarılmasına katkı sunması, zararı gidermesi ya da örgütün çözülmesine yardımcı olması gibi somut davranışlar karşılığında cezada indirim veya cezasızlık sağlayabilen bir mekanizmadır. Bu nedenle her etkin pişmanlık sürecinde bir tür itiraf bulunabilir; ancak her itiraf, kanunun aradığı şartlar oluşmadıkça etkin pişmanlık anlamına gelmez.
Bu noktada şu bilgiyi vereyim.
Muhittin Böcek’in etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için verdiği bir dilekçe bilgisi bulunmuyor.
Gelelim başlı başına itirafçılığa.
İtirafın özgür iradeyle yapılması, baskı, işkence, tehdit veya vaat sonucu alınmamış olması gerekir. Beyanın savcılık, kolluk veya mahkeme huzurunda usule uygun şekilde tutanağa geçirilmesi önemlidir. Ayrıca itirafın somut olayla uyumlu, doğrulanabilir ve mümkünse başka delillerle desteklenebilir olması aranır. Ceza hukukunda yalnızca soyut bir kabul değil, olayın maddi gerçekliğiyle örtüşen, çelişkisiz ve hukuka uygun elde edilmiş bir beyan değer taşır.
Burada kritik iki nokta var.
Birincisi, itirafın özgür iradeyle yapılması, baskı, işkence, tehdit veya vaat sonucu alınmamış olması gerekir. Muhittin Böcek’in, İstanbul’da yürütülen Manisa soruşturması kapsamında itirafçı olması için uğradığı 21. Yüzyıl işkencelerini (çalışma arkadaşlarının tutuklanması, Gökhan Böcek’in özel hayat görüntüleri, mal varlığına el konulması, vb) hepimiz biliyoruz. Bu noktada bir iddiayı da aktarayım.
8 Mayıs’ta, 2. Celsenin son oturumun ardından Muhittin Böcek cezaevine götürülüyor. Bir süre sonra Muhittin Böcek’in hücresine görevli gelerek, hazırlanmasını, Konya Ereğli’ye nakledileceğini söylüyor. Bunun üzerine de Muhittin Böcek Başsavcı ile görüşmek istiyor ve süreç böyle başlıyor.
İkinci nokta ise Muhittin Böcek’in verdiği ifade yeni bir durum ortaya çıkarmıyor, Gökhan Böcek’in verdiği ifade doğrultusunda şekilleniyor.
Bu konuyu, uzun süredir hatırı sayılır hukukçularla konuştum, bilgilenmeye çalıştım. Yukarıdaki bilgiler, bu görüşmelerin kısa bir özeti aslında.
Konu ile ilgili hukukçularda ortada etkin pişmanlığın olmadığı ve itirafçılıktan söz edilemeyeceği şeklinde, küçük nüanslarla, genel olarak bir fikir birliği var.
Gelelim siyasi boyutuna.
İşte bu alanda kafalar karışık. Kafa karışıklığının en önemli nedeni, siyasi duruştan kaynaklanıyor. Siyasi olarak alınan pozisyona göre ‘itirafçıdır’ diyen de var, ‘hayır, kesinlikle değildir’ diyen de.
Siyasi pozisyonun da ne olduğunun tanımını yapayım.
Bugün başta Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım ile başlayan ahlak ve para ilişkileri üzerinden CHP’yi eleştirmekle, yaşanan sürecin tamamının CHP için kumpas olduğunu ve yargının siyasetin aracı haline geldiğini savunmak.
Bu noktada, Muhittin Böcek’in itirafçı olup olmamasından bağımsız olarak kendi düşüncemi, tarihe not düşme adına ifade etmem gerekiyor.
Önümüze konulan ahlaksız görüntüler ve kirli ilişkilerin yarattığı kakafoni içerisinde sürecin siyasi olduğunu tartışmamamız ve gerçekötesi bu süreçte ahlak adına başka bir ahlaksızlığa, siyasetin siyaset dışı araçlarla biçimlendirilmesine razı olmamız isteniyor. 2017 referandumundan bugüne narkozdan uyanan Türk halkına ‘ahlak’ adına narkoz verilmeye çalışılıyor ve başka bir ahlaksızlığa göz yummamız isteniyor.