Bugün 1 Mayıs.
Adını net ve temiz koyalım!
“İşçi bayramı”
2009’dan beri nereden türediği belli olmayan bir ‘Emek ve Dayanışma Günü’dür gidiyor.
“İşçi bayramı”
Politik, konumlandırıcı, daha da önemlisi, sınıfsal bir ifadedir.
“Emek ve Dayanışma Günü”
İçi boşaltılmış, sermayenin hizmetine girmiş, sınıfsal mücadeleyi tarihin dışına atmış bir tanımlama.
Kökünü neo - emperyalizmiden alan ve 21. yüzyıl sosyolojik gerçeği olarak bize dayatılan, sınıf eksenli politikayı bir kenara bırakan yaklaşımın, popüler gerçeği.
Bir anlamda gerçek ötesi (post – truth) kavramının öncülü de diyebiliriz.
Hadi biz de onlara uyalım ve diyelim ki; erken dönem gerçek ötesi (pre post - truht)!
Oysa gerçek başka, hem de bambaşka.
Gelin size yaşanmış bir öykü anlatayım:
Antalya Büyükşehir Belediyesi Çağrı Merkezi. Biz onu ABİM diye biliyoruz.
Günlerden cumartesi. Saat gece 22.30 dolayı.
Çağrı merkezinde gece vardiyasında çalışan kadın telefonu açar ve karşıdan cümleleri duyar.
“Kepez’de yaşıyorum ve açım! Beni aşevine yönlendirir misiniz?”
Kadının, Cumartesi ve o saatte yapabileceği bir şey yoktur. Çünkü hafta sonu ve aşevi kapalıdır.
Bunu anlatmaya çalışır ona verilen resmi cümlelerle, telefonun öteki ucundaki sese.
Ama, bir de resmi olmayan cümleler vardır. Kadın onları devreye sokar ve arayan kişinin adres bilgilerini alır. Telefonu kapattıktan sonra, kendi kişisel telefonundan uygulama açar ve o telefondaki kişiye kendi hesabından yemek gönderir.
Bu kadın Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde ‘taşeron işçi’
Bizim gerçeğimiz buralarda. Bu çağrı ‘üç otuza’ çalışan kadında.
Bizim yarınımızda burada. Bu çağrı merkezinde, aldığı üç kuruşa bakmadan, telefonun bir ucundaki adama dertlenip, ona kendi bütçesinden yemek söyleyen kadında.
Hiç öyle ‘emekçi’ falan filan muhabbetlerine sokmayalım.
Ne zaman ki biz ‘İşçi Bayramı’ yerine ‘Emek ve Dayanışma Günü’nü kabul ettik, işte biz o gün yenildik.
Ve, biz o gün kandık ve sustuk!
Ne diyor 1 Mayıs Marşı?
“Vermeyin insana izin
Kanması ve susması için”
Yiğit, düştüğü yerden kalkar!
Biz de burada düştük. ‘İşçi Bayramımızı’ unuttuk, ‘Emek ve Demokrasi’ adı altında bize yutturulan dondurma kıvamında zehrin etkisinde bugünlere geldik.
Bugün de buradan kalkacağız. Yine referansımız, Sarper Özhan’ın sözlerini yazdığı ‘1 Mayıs’ marşının bir mısrasıdır.
“Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler”
Evet, her şey bizlerin ellerinde. Gelen ışıklı günler de cennet diye tanımlanan Aden bahçeleri de.
Yeter ki “vermeyelim insan izin, kanması ve susması için’ o zaman ‘gelecek ışıklı günler, başta sermaye sınıfı olmak üzere kimsenin değil, bizim ellerimizde olacak ve o gün geldiğinde, hep birlikte, hep bir ağızdan aynı türküleri söyleyeceğiz.
Yeter ki;
“Vermeyelim insana izin, kanması ve susması için”
Bu bilinç ile 1 Mayıs İşçi Bayramımız kutlu olsun!