Dünkü yazıda, Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencileri ile bölümün profesörlerinden Prof. Dr. Şahin Filiz aracılığı ile bir araya geldiğimi belirtip, kendimce gözlemlerimi aktarmıştım.

Yazı, beklediğimin ötesinde bir ilgi gördü ve bazı tartışmaların aslında yeniden açılması gerekliliğini ortaya çıkardı.

Bu tartışmaların ana noktasında da gençler ile daha ileri yaşlardaki bireyler arasındaki iletişim kopukluğu yatıyordu.

Tıpkı, “ah şu gençler” oyununda olduğu gibi…

Önce kendi gençlik yıllarıma gitmek istiyorum.

1980’lerin sonu ve devam eden yıllar. Türkiye, 12 Eylül karanlığından yavaş yavaş çıkıyor. Önümüzde rol model olan abilerimiz ve ablalarımız, eğer sol eğilimli bir çevreden geliyorsak devrimciler, sağ eğilimli bir çevrenin içindeysek ülkücüler. 12 Eylül öncesinde ama merkez ama çevre olarak bir şekilde politize olmuş, düşün ve eylem dünyaları ona göre şekillenmiş kişiler.

Bizler ise 12 Eylül sonrasında toplumsal yaşama dahil olmuş, belki de Türkiye’nin ilk gençlik dergisi olan ‘Onyedi’ dergisi ile biçim verilmeye başlanan bir kuşağız. Abla ve abilerimizin geçtiği politik ve süreç ve mücadeleler biz çok uzaktı. Bu nedenle de onlardan “bu gençlik apolitik” eleştirilerini yoğun bir şekilde alıyorduk.

Fakat, 1987 yılına gelindiğinde o ‘apolitik’ denilen gençlik ortaya çıktı ve öğrenci derneklerinin yasaklanmasına karşı başlatılan direniş bir anda tüm ülkeyi sararak büyük bir toplumsal harekete dönüştü.

Bu hareket, 12 Eylül sonrasındaki ilk toplumsal başkaldırıydı aynı zaman için.

Ablalarımızın, abilerimizin burun kıvırdığı ve ‘apolitik’ dediği gençler, ülke gündeminin merkezine oturmuştu bir anda.

Aslında biz apolitik değildik. Sadece Abla ve abilerimizin öğrendiği anlamda politize olmamıştık, sadece kendi yolumuzu arıyorduk.

Sonraki yıllarda da öğrencilere ‘apolitik’ yakıştırması ve buna karşılık öğrenci hareketleri devam etti. Zaman zaman kendi özgün sorunları zaman zaman ülkenin sorunları karşısında gençler her zaman tavır aldılar.

Size yakın tarihimizden ve hepimizin hafızasında çıkmamacasına kazınan iki örnekten bahsetmek istiyorum.

Yakın ve orta tarihimizin belki de en destansı direnişlerinden olan Haziran ayaklanması ya da bilindik adı ile Gezi Direnişinde kimler en ön saftaydı. En bilindik isimlerinden birisi olan Ali İsmail Korkmaz kaç yaşındaydı?

Bugün Türkiye devrimci hareketinin sembol isimlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam sehpasında katledildiklerinde 24 yaşındaydılar. Diğer yoldaşları da kurşunla can verdiğinde benzer yaşlardaydılar. Yani, Türkçemizdeki en güzel sözcüklerden birisi olan, ‘taydaş’tılar.

Ali İsmail Korkmaz ise Gezi eylemlerinde Eskişehir’de bir ara sokakta aldığı sopa darbelerine “vurmayın, ölüyorum” diyerek hayatını kaybettiğinde daha 19 yaşındaydı.

Biraz daha yakına gelelim.

19 Mart sonrasında toplumsal direniş kimlerle başladı?

İstanbul Üniversitesi öğrencileri o gece barikatları yıkmasaydı, nasıl bir süreç işlerdi?

Ya da

Akdeniz Üniversitesi öğrencileri, üniversitenin Meltem kapısında polisin bütün zorbalık ve şiddetine o tepkiyi göstermeseydi, nasıl bir Türkiye’de olurduk?

Şimdi dönüp bakıyorum da ben de artık ‘bu gençler apolitik’ retoriğinin konfor alanına girme dönemine eriştim.

Bu gerçekten bir konfor alanı.

Gençlerin yaptıklarını, yaşadıklarını görmeyip, sadece onları yargılayan ama kendisini toplumsal mücadelenin dışına, şeklen olmasa bile ruhen, atmış olanların sığındığı, güvenli bir liman.

Oysa gençler ne apolitik ne de ülke gerçeklerinden uzaktalar.

Sadece, toplumsal ve teknolojik imkanların sağladığı olanaklar içerisinde kendi mücadele biçimlerini, kendi yaşam savaşlarını, kendi politikalarını üretmeye çalışıyorlar.

Biz dinazorlar ise onların içinden çıktıkları koşulları bilmeden, ‘bu gençler apolitik’ retoriği ve bunun sağladığı konfor alanına sığınıp, hala tarihimizi diri tutarak anılarımızın koltuk değnekliği ile ayakta durmaya çalışıyoruz.

Siz bize bakmayın gençler. Bizlerin hatıralarında daha dünya gaz ve toz bulutuydu. Siz şimdi bu espriyi de bilmezsiniz. Bu nedenle de sizin içinde bulunduğu dünyanın iletişim kodlarını bilmiyoruz. Bilmediğimiz ve sizi anlamadığımız için de kolayına kaçıyor ve sizleri yargılıyoruz.

Aslında hata yapan biziz. Belki de yaşamlarımızda son hata fırsatımızı değerlendiriyoruz.

Oysa sizin daha nice hatalarınızı bekleyen uzun bir yol var önünüzde.

Bildiğiniz yolda ilerlemeye devam edin.

Çünkü biz de abla ve abilerimize bakmamıştık!