Dün ülkemiz tarihinde demokrasinin en kara günlerinden birisini yaşadık.
Dün bir siyasi partinin yönetimi, adının CHP olması bu aşamada önemli değil, devlet zoru ile
değiştirildi. Bu zor kullanılırken aslında bir anlamda devletin ne olduğunu da görmüş olduk.
Yine benzeri süreçlerin yaşandığı ve CHP’nin kapatılması için TBMM’de ‘Tahkikat
Komisyonu’ kurmak isteyen Demokrat Parti bile bu devlet zoruna cesaret edememişti.
‘Zor’ demişken, dilimizde ‘zor oyunu bozar’ diye bir darb-ı mesel vardır. Buna birazdan
döneceğiz.
Şurası artık kesin.
Kurumsal CHP ile kitlesel CHP arasında duygusal kopuş, geri dönüşü imkansız bir şekilde
koptu.
Artık iki CHP var.
Birincisi, 14 katlı binada ve konfor içinde devam edecek olan resmi ama meşru olmayan
CHP, ikincisi de sokakta, biber gazı ve plastik mermiye maruz kalmayı göze almış,
TOMA’ların üstüne çıkan kitlesel ve meşru CHP.
Peki, 14 katlı binaya polis zoru ile yerleşenler, neye güvenerek bu hareketi yaptılar.
O cephedeki duygu durumu şu şekilde: Birkaç gün bu itirazlar devam eder, sonra sönümlenir.
Bu cephedeki en önemli cümle şu: “İnsanlar güce gider”.
Telaffuz edilen cümle bu olsa da esas güvenilen CHP adının büyüklüğü. ‘Her ne olursa olsun,
insanlar altı oktan vazgeçemez’ algısı. İnsan 14. Katta oturunca, böylesine yukarıdan bakan
ve üsttenci bakış da doğal olarak kendini gösteriyor.
Ama unutmayalım. Aynı insanlar, bir zamanlar ‘halife-i ruyi zemin’ olan Padişahtan da
kopamaz deniliyordu.
Tam da burada insanların gittiği iddia edilen ‘güç’ kavramına geliyoruz. CHP’nin 14. Katında
oturanların iddia ettikleri gibi güç, resmi ama meşru olmayan CHP’de mi, yoksa sokakta olan
meşru CHP’de mi?
Şunu kabul edelim. Özellikle günümüzde marka değeri yüksek bir CHP var. İşte CHP Genel
Merkezi’nin 14. Katında oturalar, bu marka değeri yüksek olan CHP’ye güvenerek “insanlar
güce gider” cümlesini kuruyorlar. Bu çıkarımda, aslında gizli bir aşağılama yok değil hani.
Çünkü gücü de insanlar yaratır. Bunu unutmayalım.
Peki insanlar nerede?
Sokakta. Biber gazına maruz kalanlar, plastik mermilere hedef olanlar güç. Güç, bunların
toplamından çıkıyor.
İşte CHP’nin 14. Katında oturanlar, bu sokakta üretilen ve kinetikten potansiyele dönüşen
güce değil, artık kâğıt üzerinde kalmış, köhnemiş ve birkaç kişinin ikbaline hizmet eden güce
güveniyorlar.
Artık çelişki bu noktaya geldiğinde de işin içine ‘zor’ kavramı giriyor.
Yukarıda da ifade etmiştim: ‘zor oyunu bozar!”

Devlet, özü itibarı ile ‘zorun örgütlü halidir’. Ancak devlet zoru, toplumsal uzlaşıyı tehdit
etmeye başladığında, bu defa ‘zor’un ağırlık merkezi kayar ve devletten sokağa doğru evrilir.
Artık iki ‘zor’, örgütlü zor devlet ile sokağın ‘zor’u karşı karşıya gelir.
‘Zor’un ağırlık merkezinin bir kez kayması durumunda, eski ve köhnemiş ‘zor’ sahiplerinin
kazandığı tarihte daha görülmemiştir. Çünkü ‘zor’un yeni odağı sokaktır ve niceliksel olarak
çok çok fazladır. Bu nedenle de yeni ’zor’, eski ‘zora’ galebe çalar ve oyunu bozar.
Biliyorum. Biraz epik bir yazı oldu ama içinden geçtiğimiz tarihi günlerde de başka türlü
yazılamıyor.