Antalya’da 16 yaşında bir genç. İmam Hatip Lisesi öğrencisi. Okulunun birincisi, öğretmenlerinin gözdesi.
Geçen hafta Salı günü, akşam saat 19.00 sıralarında bu gencin evine polis geliyor ve genci gözaltına alıyor. Ardından da saat 02.00 sıralarında serbest bırakılıyor.
Bir gün sonra yine aynı gencin evine bu defa sabah 05.30 sıralarında baskın yapılıyor. Genç gözaltına alınıyor ve evde detaylı arama yapılıyor. Emniyet ve savcılık sorgusunun ardından gence, mahkeme kararı ile ev hapsi veriliyor.
Bu operasyonun nedeni ise Türkiye’nin farklı illerinden 14 – 21 yaş arası 14 gencin sosyal medyada bir araya gelerek yaptıkları yazışmalar. Neler yok ki bu yazışmalarda.
Şu anda soruşturma devam ediyor.
· Bomba nasıl yapılır?
· Güvenlik nasıl atlatılır?
· Silah nasıl temin edilir?
· Ceset nasıl yok edilir?
Bunları okuyunca insan dehşete düşmeden edemiyor.
Nasıl olur da okulunun birincisi, öğretmenlerinin gözdesi bir genç, bu şiddet sarmalına düşer!
Eminim benim gibi hepinizin aklına yakın zamanda yaşadığımız lise dehşetleri geldi.
Ama sorun sadece lise dehşetleri ile sınırlı değil. Daltonlar, Casperlar gibi çetelerde de 14 yaş ve üstü reşit olmayan gençler kullanılmıyor mu?
Ya da siz de sokaklarda şiddete meyilli gençlere denk gelmiyor musunuz?
Hepsinin kökünde aynı sorun var.
Hayalsizlik, geleceksizlik.
Yukarıda ifade ettiğim olayı öğrendiğimde kendi 16 yaşıma gittim.
O yaşlarda hepimizin bir hayali vardı. Kimimiz doktor, kimimiz mühendis, vb bir şey olacaktık.
Dahası, Türkiye’nin neresinde olursak olalım, önümüzün açık olduğunu, sonucun sadece bizim çabamıza bağlı olduğunu biliyor ve kendimizi buna göre hazırlıyor, daha da önemlisi, buna göre politize oluyorduk.
Kurduğumuz gelecek hayali, politize olmamızı etkiliyordu.
Hayalimiz vardı, geleceğimiz vardı ve bunların hepsi kendi elimizdeydi.
Günümüze geldiğimizde ise bu gençlerin artık ne bir hayalleri ne bir gelecekleri var. Bunlar olmadığı için de umutsuzlar.
Yaşam bunlar için sadece ve sadece bugün.
AKP iktidarının ilk yıllarını atlatıp da yavaş yavaş yerini tahkim etmeye başlandıkça, ‘Asım’ın nesli’ kavramı gündeme getirildi.
“Asım’ın nesli” ifadesi, Mehmet Akif Ersoy tarafından ortaya konulan bir idealdir. Kavram, özellikle Akif’in Safahat adlı eserinin “Asım” bölümünde geçer.
“Asım”, Akif’in yakın dostu Köse İmam’ın oğludur; ancak şiirde yalnızca bir kişi değil, örnek gösterilen gençlik tipidir. “Asım’ın nesli” denildiğinde kastedilen:
- Vatansever,
- Çalışkan,
- Ahlaklı,
- Bilim ve teknikle ilgilenen,
- İnançlı ama dogmatik olmayan,
- Batı’nın ilmini alıp kültürel bağımsızlığını koruyan,
- Mücadeleci ve fedakâr bir genç kuşaktır.
Mehmet Akif, özellikle Kurtuluş Savaşı döneminde Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını sağlayacak ideal gençliği bu kavramla anlatır. En çok bilinen dizelerden biri şöyledir:
“Asım’ın nesli diyordum ya… nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
AKP, işte bu ‘Asım’ın nesli’ kavramının içini ‘dindar ve kindar gençlik diye tanımladı ve bu tanımlama üzerinden ideolojik hegemonya kurma arayışına gitti.
Eğitimi, kültürü, sporu, sosyal yaşamı buna göre biçimlendirmeye çalıştı, bunun için çabaladı.
Ancak bu çaba, bugünkü hayalsiz, geleceksiz bir gençlik yarattı ve bugün karşı karşıya kaldığımız şiddet sarmalında gençler yarattı.
AKP’nin yaratmak istediği Asım’ın nesli dindar olmadı ama kindar oldu!