Olması için birçok neden varken,
olmaması için sizce bir neden var mı?
“Bahsedeceğim şey; bir proje, bir hayal veyahut görülmüş bir düş müdür?”
Tanımlanmış ögelerin gerçekleşme oranına dair öngörünüz sizce ne olur?
Bir empati kurun hadi bakalım.
İfade etmeye çalıştığım hep bir şey vardır!
İfade biçimlerinin tanımlaması ise; “yazısal ifade ve görsel ifade” olarak karşımıza çıkar. Kimisi yazıyla, kimisi ise görsel yönüyle daha güçlü anlatımlar sunabilir.
Bir anlığına da olsa düşünün!
Örneğin; bir tekstil ürünü satın almak isteseniz ne yaparsınız?
Satın almak istediğiniz ürünü gözle inceler, ardından kumaşın kalitesini hissetmek için elinizle dokunursunuz. Kumaşın size verdiği “haz, mutluluk ve güven” duygularını; sizde bıraktığı olumlu ya da olumsuz izlenimlerle bir nevi ölçmüş olursunuz.
Çünkü o nesne ile bir bağ kurar; onun ne olduğunu, içeriğini, dokusunu ve yapısını hissedersiniz.
Sizde bırakmış olduğu “izlenimleri ve intibayı” da başkalarına rahatlıkla anlatabilirsiniz.
Yazı konusuna gelecek olursak; nesnel bütünlüğün oluşumunu, “ayrıntılı ve içerikli” sıra dizinleri şeklinde hazırlanmış kalıplar bütünlüğü içerisinde okur, fikrinizde oluşan kanaat doğrultusunda kararınızı verirsiniz.
Bahsetmiş olduğum yukarıdaki “iki ifade tanımlamasından” hangisi sizde daha fazla etki bıraktı?
Esas konumuza dönecek olursak; “Neden olmasın?” sorusunun cevabı aslında bölgemizin bir uygarlığa ev sahipliği yapmış olmasıdır. Bunun yanında geçmişten gelen köklü bir medeniyetin ve tarih yerleşkesinin bulunduğunu biliyor muydunuz?
Medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bu topraklarda; Roma Dönemi ve Pisidya Termessos gibi önemli değerler bulunmaktadır.
İlk insanlık yaşamına dair belirtiler ve bulguların açık ve net şekilde tanımlandığı; “Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Protohistorik ve Klasik Çağ” dönemlerinde insanlığın bu coğrafyada iskân ettiği, tarihi ve yazılı kaynaklarda ifade edilmektedir.
Dört bir tarafından tarih fışkıran bu coğrafyada; “ARKEOLOJİ, TARİH & KÜLTÜR” temalı bir “MÜZE” oluşturulamaz mı?
Olmaz mı?
Olamaz mı?
Neden mi müze?
Anadolu coğrafyasının yapısal bütünlüğündeki “İNSAN” metasının; “konar-göçer” yaşamdan yerleşik düzene geçmesiyle birlikte yeni bir yaşam boyutu kazanılmıştır.
Geçmişten günümüze ulaşabilen değerler ile geleceğe yürürken, bu ilerleyişte geçmişimizi unutmamanın önemi her zaman vurgulanmalıdır.
“Kirman nedir, düven nedir, tuluk nedir?” vb. birçok değerimiz bugün bilinmemekle birlikte unutulup gitmektedir.
Burada kendimce şöyle bir soru geldiğini düşünüyorum:
“Çok mu önemli? Millet uzaya çıkıyor, sen hâlâ kırman ve düvende mi kaldın?” diye!
Unutma!
“Tarihini bilmeyen bir millet, yok olmaya mahkûmdur.”
— Mustafa Kemal Atatürk
“Tarih ve kültür”, tıpkı et ile tırnak gibidir.
Bizler; sonraki gelecek nesillerin ve jenerasyonların, ecdadın bıraktığı ve bırakabileceği “mirası tanıması, öğrenmesi ve sahip çıkması adına” böyle bir projenin, hayalin veyahut rüyanın peşindeyiz.
Yazımın “ifade tanımı” terminolojisinde anlatmak istediğim de tam olarak budur.
Tanımlamaları yapılmış olan “argümanları görsünler, temas etsinler, öngörüleri pekişsin ve tematik yapısını karşı tarafa ifade edebilsinler.”
Neden olmasın ki?
Belki kamu eliyle, belki özel-kamu iş birliğiyle, belki de özel teşebbüs yatırımları ölçeğinde; kültür ve turizm projeleri hayal mi, rüya mı? Sizce hayata geçer mi?
Neden olmasın ki!