Gerçekleri konuşuyoruz…
Ama en büyük gerçeği göz göre göre unutuyoruz.
Önce Şanlıurfa’dan, ardından Kahramanmaraş’tan gelen görüntülerle sarsıldık.
Yüreklerimiz yandı, içimiz parçalandı.
Sabah evinden gülerek çıkan çocukların, öğretmeniyle birlikte okuldan cansız bedenlerinin çıkarılması…
Bunun tarifi yok. Bunun izahı yok.
Ama asıl mesele sadece bu acı olaylar değil.
Asıl mesele, bu olaylardan sonra yaşananlar.
Sosyal medya artık kontrolsüz bir alan değil, düpedüz bir tehdit haline geldi.
Ve bu tehdit en çok çocuklarımızı vuruyor.
Dün yaşanan olayın görüntüleri, hiçbir filtreye tabi tutulmadan, hiçbir etik süzgeçten geçirilmeden paylaşıldı.
Saldırı anı da paylaşıldı, sonrası da…
Peki kim için?
Daha fazla izlenme için.
Daha fazla takipçi için.
Artık herkes gazeteci.
Herkes bir sosyal medya sayfası açıyor.
Ama kimse etik bilmiyor.
Ne kamu yararı gözetiliyor ne insan onuru ne de çocukların ruh sağlığı…
Bir çocuğun o görüntüleri izlediğini düşündünüz mü hiç?
O korkuyu, o travmayı?
Artık intiharlar haberleri en küçük detayına kadar yazılıyor
Hatırlayın; çok uzağa gitmeye gerek yok,
Bu ülkede siyanür diye bir baş belası vardı
Arka arkaya ne canlar verdik
Sonra ne oldu devlet bir anda olaya el attı, bıçak keser gibi kesildi.
Demek ki yapılabiliyor.
Demek ki kontrol mümkün.
Peki bugün neden yapılmıyor?
Bu ülkenin çocuklarını sosyal medyanın insafına kim bıraktı?
Aileler mi koruyacak?
Nasıl koruyacak?
Anne sabah 8’de çıkıyor, akşam 8’de dönüyor.
Baba aynı şekilde…
Çocuk ise ekran başında, kontrolsüz bir dünyada büyüyor.
Ne izlediği belli değil, neye maruz kaldığı…
Ailelerin gücü artık buna yetmiyor.
Çünkü sorun bireysel değil, sistemsel.
Gelelim okullara…
Okul dediğimiz yer bir çocuğun ikinci evidir.
Güvenli limanıdır.
Ama bugün birçok okulda ne güvenlik var ne temizlik.
Temizlik görevlisi olmayan bir okulda hijyenden söz edilebilir mi?
Güvenlik görevlisi olmayan bir okulda güvenlikten?
Çocuklarımızı sabah emanet ettiğimiz yerler, gerçekten güvenli mi?
Daha da vahimi…
Okul kantinleri.
İçeriği belirsiz paketli gıdalar, sağlıksız ürünler, denetimsiz satışlar…
Bir yandan fiziksel sağlık tehdit altında, diğer yandan zihinsel sağlık.
Düğü salonunda kantinlerde satılan oyuncaklara bakın.
Mantar tabancalar…
Şiddeti oyunlaştıran, normalleştiren ürünler.
Biz çocuklara ne veriyoruz?
Nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?
Bir yanda şiddet görüntüleriyle dolu sosyal medya,
Diğer yanda denetimsiz satışlar
Sonra dönüp “Bu çocuklar neden böyle oldu?” diye soruyoruz.
Cevap aslında çok açık.
Çünkü biz koruyamadık.
Çünkü biz görmezden geldik.
Devletin en temel görevi nedir?
Vatandaşını, özellikle de çocukları korumak.
Bu sadece bir güvenlik meselesi değil.
Bu bir gelecek meselesi.
Bugün önlem alınmazsa, yarın çok daha büyük acılar konuşulacak.
Sosyal medya düzenlenmeli.
Çocuklar açık tüm kantinler denetlenmeli
Ama en önemlisi…
Çocukların ruh sağlığı korunmalı.
Çünkü kaybettiğimiz her çocuk, aslında kaybettiğimiz bir gelecektir.
Ve biz, geleceğimizi kaybediyoruz.