Antalya’da siyaset son günlerde adeta kaynıyor.
Gündem yoğun. Hem de çok yoğun.
Bir yanda belediyelere yönelik operasyonlar var.
Manavgat’ta eski başkan Şükrü Sözen dosyası konuşuluyor.
Döşemealtı’nda eski yönetimle ilgili bugün yapılan operasyon…
Siyaset kulisleri hareketli.
Gazeteciler gelişmeleri yakalamakta zorlanıyor.
Vatandaş ise olup biteni anlamaya çalışıyor.
CHP cephesi yaşanan operasyonların siyasi olduğunu söylüyor.
Hükümetin CHP’li belediyeleri hedef aldığını dile getiriyor.
Ancak bir başka gerçek daha var.
CHP’nin kendi içinde yaşadığı sorunlar.
Bazen dışarıdan bakınca tablo gerçekten şaşırtıcı görünüyor.
Halk arasında kullanılan bir söz vardır:
“Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir.”
Bugün yaşanan bazı krizler aslında dünün işaretlerini taşıyor.
Hatırlayalım.
Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek arasında yaşanan gerilim uzun süre konuşulmuştu. Yıldırım bazı taleplerini açıkça dile getirmişti.
Altıntaş bölgesindeki ruhsat ve iskan gelirlerini istedi. Alamadı.
Asfalt istedi. Alamadı.
Daha fazla personel alınmasını talep etti. Kabul edilmedi.
Bu sözleri kapalı kapılar ardında değil, canlı meclis toplantısında söyledi. Sonrasında ciddi bir yalanlama da gelmedi.
Ve sonunda beklenen oldu.
İsa Yıldırım CHP’den istifa etti. Ardından AK Parti’ye geçti.
O günlerde de aynı şeyi söylemiştim.
Bu kriz sadece iki isim arasında kalmaz.
Parti yönetimine yazar.

Bugün ise benzer bir gerilim Kepez’de yaşanıyor.
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ile başkanvekili Büşra Özdemir arasında yaşanan tartışma gündeme damga vurdu. Tartışmanın merkezinde ise Zafer Mahallesi’ndeki Cumartesi Pazarı var.
Kocagöz, Pazar yerinin çatısının çöktüğünü söyledi.
Acil düzenleme talep etti.
Ancak düzenleme yapılırken ticari alan eklenmesi konusu tartışma yarattı.
Mesut Kocagöz ticari alanların eklenmesini istiyor.
Grup toplantısında kriz çözülemiyor
İddialara göre grup toplantısında tansiyon oldukça yükseldi.
Kocagöz’ün Büşra Özdemir’e yönelik kırıcı sözler sarf ettiği iddia edildi.
Hatta bazı belediye başkanlarının da Kocagöz’e tepki gösterdiği ifade edildi
Meclis toplantısında ise buz gibi bir hava vardı.
Mesut Kocagöz salona geldi.
Pek kimseyle konuşmadı.
Herkes yaşananları hissediyordu.
Gündem maddeleri tek tek görüşüldü.
Her şey sakin görünüyordu. Ta ki 76’ncı maddeye kadar.
Kocagöz yeniden söz aldı. Yine ticari alan konusunu gündeme getirdi. Tartışma yeniden alevlendi. Sonunda konu komisyona gönderildi.
Ancak mikrofonu kapatmayı unutan Kocagöz’ün tepkisi salonda duyulmaya devam etti.
Siyasette bazen küçük görünen tartışmalar büyük kırılmalar yaratır.
Aksu’da böyle oldu.
Şimdi Kepez’de benzer bir tablo var.
Bu krizin nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz.
Mesut Kocagöz farklı bir siyasi yol seçer mi, bunu zaman gösterecek.
Ama şu bir gerçek.
Bu tür krizler çözülmezse kaybeden sadece kişiler olmaz.
Partiler de kaybeder.
Bu krizin kaybedeni CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı da olur. İsa Yıldırım’ın partide tutulamadığı yerde bir süre sonra aynı senaryo Kocagöz’de de yaşanır.
Yukarıda bahsettiğim gibi perşembenin gelişi çarşambadan belli olur.
İsa Yıldırım sürecinde de bu sessizlik hayır getirmemişti.
Sanırım Mesut Kocagöz’de getirmeyecek gibi…

ASLAN PAYI MHP’NİN OLACAK

Antalya’da siyasetin bir başka dikkat çeken sahnesi ise Aksu Belediye Meclisi’nde yaşandı.
Turizm Bakanlığı ile davalık olan 15 parsel konusu meclise geldi.
Başkan İsa Yıldırım, dava sürecini beklemeden parsellerin hazineye devredilmesini istedi.
Gerekçesi basitti.
“Davayı kaybedersek belediye zarar edebilir.”
CHP ve MHP üyeleri çekimser kaldı.
Olağan mecliste kabul edilmedi
Hemen ardından meclis bir daha toplandı
Konu yeniden meclise geldi.
Ama MHP üyeleri yine çekimser kaldı.
Cumhur İttifakı devam ediyor.
AK Parti ve MHP birlikte hareket edebilirdi.
Siyasette böyle tavırlar çok sık görülmez.
Bu nedenle hakkını teslim etmek gerekir.
Yerel demokrasinin güzel bir örneği sergilendi.
Olur da bir gün Aksu Belediyesi bu davayı kazanır, 15 parsel belediyenin olursa aslan payı CHP’nin değil MHP’nin olacak.

Dün talihsiz bir kaza yaşadım.
Antalya’nın en işlek caddelerinden biri… Yüzüncü Yıl. Trafik her zamanki gibi yoğun. Bir anda yaşlı bir amca direksiyon hâkimiyetini kaybetti. Muhtemelen gaz yerine frene bastı. Araç kontrolünden çıktı. Ve benim şeridime girdi.
Çarpıştık.
Şükür ki can kaybı yok. Yaralanan da olmadı. Ama ortada bir kaza var. Maddi hasar var. Böyle durumlarda genelde sürücüler kendi aralarında tutanak tutar. Sistem böyle işliyor.
Ama bu kez durum biraz farklıydı.
Kazanın olduğu yer çok yoğun bir nokta. Trafik akıyor. Ayrıca karşı tarafın alkollü olabileceğini düşündüm. Bu yüzden 112’yi aradım. Polis talep ettim.
“Alkol testi yapılmasını istiyorum” dedim.
Bu bir vatandaş olarak en doğal hakkım.
Bir süre sonra motosikletli bir polis geldi. Açık konuşayım… Beklediğim ilk cümle şuydu:
“Geçmiş olsun.”
Ama öyle olmadı.
Polis önce bana reflektör olup olmadığını sordu. O an hâlâ kazanın şokundayım. Hatırlayamadım. “Bilmiyorum” dedim. Sonra bir daha sordu. Bu kez bagajı açtım. Reflektörü çıkardım.
Ama aldığı tavır ilginçti.
“Reflektör yoksa ceza yazarım” dedi.
Şimdi düşünün… Ortada bir kaza var. Trafik akıyor. İki araç hasarlı. İnsanların ilk ihtiyacı güvenliktir. Bir geçmiş olsun demek çok mu zor?
Bir süre sonra bir polis aracı daha geldi. İçinden başka bir polis indi. Ona da durumu anlattım. Alkol testi istediğimi söyledim.

Aldığım cevap şu oldu:
“Her kazaya alkol testi mi olur? Senin için ne kadar yoldan geldim.”
Şimdi durup düşünelim.
Polis neden vardır?
Olay yerine gelmek görevin değil mi? Vatandaş seni çağırdığında “senin için geldim” demek doğru bir yaklaşım mı?
Kaza olmuş. Vatandaş alkol testi talep ediyor. Bu da yasal bir hak. Ama verilen tepki sanki gereksiz bir iş istemişim gibi.
Oysa polis olay yerine neden gelir?
Önlem almak için gelir. Trafik güvenliğini sağlamak için gelir. İnsanları korumak için gelir.
Orada yapılması gereken çok basit bir şey vardı.
Motosikleti kazanın arkasına koyarsın. Trafiğe uyarı olur. Araçları güvenli şekilde kenara aldırırsın. Tarafların durumunu kontrol edersin.
Sonra işlemleri yaparsın.
Ama bunun yerine azar işitmek gerçekten düşündürücü.
Polis vatandaşın karşısında bir otorite olabilir. Ama aynı zamanda bir kamu görevlisidir. Görevi vatandaşa hizmet etmektir. Vatandaşın güvenliğini sağlamaktır.
Bir kazanın ardından insanlar zaten gergindir. Şok içindedir. Böyle bir ortamda söylenecek bir “geçmiş olsun” cümlesi bile ortamı yumuşatır.
Bir kazanın ardından vatandaş kendini yalnız hissetmemeli.
Çünkü güven duygusu böyle anlarda ortaya çıkar.
Bir vatandaş olarak beklentimiz çok büyük şeyler değil.
Sadece saygı.
Sadece anlayış.
Hepsi bu…