Geçtiğimiz günlerde genç bir kardeşimle sohbet ediyorduk. Meslekten, hayattan, günlük telaşlardan konuşurken konu bir anda geleceğe geldi. O sırada durdu ve hiç beklemediğim bir cümle kurdu:

“Abi… âşık olmaktan bile korkuyorum.”

İlk duyduğumda sıradan bir cümle gibi geldi. Ama üzerinde düşündükçe bunun sadece kişisel bir korku değil, bir kuşağın sessiz çığlığı olduğunu fark ettim. Çünkü bir ülkede gençler âşık olmaktan korkuyorsa, mesele sadece romantizm değil; doğrudan ekonomik ve toplumsal gerçekliktir.

“Neden korkuyorsun?” diye sordum.

“Nasıl evleneceğim?” dedi.

Aslında tüm hikâye bu soruda gizli. Bugün Antalya’da orta düzey bir semtte kiralar 25 bin TL’den başlıyor. Asgari ücret 28 bin TL. Diyelim ki genç bir çalışan ortalamanın üzerinde kazanıyor ve 35 bin TL maaş alıyor. Karı koca çalışsalar toplam gelir 70 bin TL.

Peki hayatın başlangıç faturası?

Ortalama bir düğün salonu 150 bin TL. Beyaz eşya yaklaşık 200 bin TL. Mobilya, perde, mutfak ve ev düzeni derken en az 300 bin TL daha gerekiyor. Daha evin kapısından içeri girmeden yaklaşık 650 bin TL’lik bir yükle karşı karşıyasınız.

Bu tablo karşısında gençlerin hayal kurmakta zorlanması şaşırtıcı mı? Türkiye’nin nüfusu artıyor olabilir, ancak istatistikler ilk evlenme yaşının her geçen yıl yükseldiğini gösteriyor. Erkeklerde ortalama evlenme yaşı 28’i, kadınlarda 25’i aşmış durumda. Ekonomik baskı, gençlerin duygusal kararlarını bile belirler hale geldi. Aşk artık sadece kalbin değil, bütçenin de meselesi.

Antalya’da gündemin bir diğer başlığı ise son günlerin tartışması: “çukur siyaseti.” Büyükşehir Belediyesi’nin altyapı yenileme çalışmaları şehir merkezinde geniş çaplı kazılara yol açtı. ASAT’ın yıllardır değişmeyen boruları yenileme hamlesi teknik olarak doğru ve gerekli olabilir. Nitekim meclis toplantısında eski boruların defalarca yamalanmış görüntüleri paylaşıldı. Bu altyapının sürdürülebilir olmadığı açık.

Ancak vatandaş için gerçeklik daha basit: kazılan yollar, bozulan trafik ve günlük hayatın aksaması.

Yetkililerin söylediği şu: Döşenen boruların üzerindeki malzeme tam oturmadan asfalt atılırsa bu kamu israfı olur. Bugün kapatılan yol iki gün sonra çökerse bedelini yine vatandaş öder. Teknik gerekçe mantıklı. Fakat iletişim eksikliği, bu çalışmayı hizmetten çok tartışmaya dönüştürüyor.

Sorulması gereken soru şu: Altyapı çalışmaları yapılmalı mı? Elbette yapılmalı. Ama şehir hayatını kilitlemeden, vatandaşın sabrını tüketmeden nasıl yapılacağı da en az teknik süreç kadar önemlidir.

Gelelim Antalya’nın kronikleşen meselesine: trafik.

Her geçen gün büyüyen şehir, artan araç sayısı ve yetersiz düzenlemeler Antalya’yı adeta bir açık hava trafik laboratuvarına çevirdi. Aralık ayında meclis toplantısında Başkanvekili Büşra Özdemir ile AK Parti Grup Sözcüsü Bahattin Bayraktar yine karşı karşıya geldi.

Büşra Özdemir’in mecliste muhalefetin eleştirilerine verdiği cevap dikkat çekti. Özdemir eleştirilere verdiği cevapta detaya girmekten kaçınırken ser verip sır vermedi. Özdemir, 60 gün sonrasına işaret etti. Aradan tam 2 ay geçti! O söz havada kaldı. Bugüne kadar bir proje başında fotoğraf verilmedi! Şimdi Bayraktar yarın mecliste çıkıp Özdemir’e şunu sorabilir: “Fotoğraf için hangi güne randevu yazmamı isteriniz?”

Dün Kepez’den şahsıma gelen bir görüntüler bu kentin trafik kaosunu özetlemeye yeterli gibi. Bir kavşakta yaşanan karmaşa, saatler süren bekleyiş ve basit bir trafik ışığı talebinin karşılanamaması… Vatandaşın beklentisi dev projeler değil; günlük hayatını kolaylaştıracak temel çözümler.

Trafik artık konfor değil, yaşam kalitesi meselesi. İşe geç kalmak, saatlerce yolda beklemek ve artan stres şehir kültürünü doğrudan etkiliyor.


Ve siyasetin sıcak gündemi… Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in yargı süreci yakından takip ediliyor. 16 Mart’ta başlayacak duruşma, sadece hukuki değil, siyasi sonuçları açısından da önemli. Kamuoyunda farklı beklentiler var. Ancak unutulmaması gereken tek şey şu: Hukuki süreçler sabır ve sağduyu gerektirir.

Sonuçta Antalya’nın gündemi tek başlı değil. Ekonomik zorluklar gençlerin hayallerini sınırlıyor, altyapı çalışmaları şehir yaşamını zorluyor, trafik günlük hayatı kilitliyor ve siyaset tansiyonu yüksek tutuyor.

Ama tüm bu başlıkların ortak noktası şu: Vatandaş artık tartışma değil çözüm görmek istiyor.