Geçtiğimiz Cuma günü Mersin’de gerçekleştirilen operasyonlar sırasında yapılan bir baskının görüntüleri sızdırıldı. Görüntülerde bir kadın, ev haliyle polisleri karşılıyordu. Olay doğal olarak tepki topladı; başta özel hayatın gizliliği olmak üzere pek çok konu tartışıldı.

Ne yazık ki artık bu tür görüntülere aşina olmaya başladık.

Adli emanette tutulan Zuhal Böcek’in telefonundaki özel hayat görüntüleri servis edildi. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın da, Mersin’deki örneğe benzer biçimde, emniyet kamerasına yansıyan bornozlu görüntülerini izledik.

Sonuç çoğu kez aynıydı: hedefteki isimlerin kamuoyu önünde itibarsızlaştırılması.

Ancak geçtiğimiz hafta Antalya’da bunlardan çok daha vahim bir olay yaşandı ve nedense yeterince gündeme gelmedi.

Biliyorsunuz, Antalya’da bir süredir fuhuş operasyonları devam ediyor. Geçen hafta aralarında önemli iş insanlarının da bulunduğu kişiler gözaltına alındı.

Ardından “kişi kartları” adı verilen bir PDF doküman el altından servis edildi.

İşte mesele burada başka bir boyuta geçti.

Çünkü bu kez sızdırılan yalnızca bir görüntü değildi.

Dokümanda gözaltına alınan kişilerin fotoğrafları, T.C. kimlik numaraları, telefon numaraları, doğum yerleri ve tarihleri, açık adresleri; hatta daha önce suç kayıtlarının bulunup bulunmadığı ve hangi nedenle gözaltı işlemi yapıldığı gibi bilgiler yer alıyordu.

Nitekim, buradaki bilgilere dayanarak bir kısım malum, bir kısmı da malum adayı medya buradaki bilgileri köpürte köpürte kullandı.

Ne yazık ki hukuki sonuçları açısından bu belgenin görselini sizlerle paylaşamıyorum. Ama benim hukuki nedenlerle görselini paylaşamadığım bu doküman, bazı çevreler tarafından hukuki yaptırımları ile karşılaşmadan rahatlıkla el altından servis edilebiliyor.

Gazeteci yayımlarsa suç, el altından dağıtanın hesabını soran yok!

Ne güzel memleket!

Gelelim bu hukuki sonuçlara.

İlk ve en önemlisi; gizlilik kararı bulunan bir soruşturmanın bilgi ve belgesi el altından dağıtılıyor. Bu gizlilik kararı nedeni ile avukatların erişemediği bilgiler, el altından kamuoyuna aktarılıyor. Soruşturmanın gizliliği hak getire!

Masumiyet karinesi; bu dokümanın yayılması ile kamuoyu nezdinde bu isimler peşinen suçlu ilan ediliyor. Oysa en temel ilkelerdendir. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz! Bu da ayaklar altına alınıyor. Nitekim, kamuoyuna servis edilen dokümandaki kişiler, ifadelerinin ardından serbest bırakıldılar.

Serbest bırakılmalarını yazan var mı?

Yok!

Kişisel verilerin korunması kanunu (KVKK); TC Kimlik Numarası, açık adresi, telefon numarası gibi kişiye özel bilgilerin açık kaynaklara aktarılması, bu kanuna muhalefet anlamına gelmiyor mu? Üstelik kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat ortada. T.C. kimlik numarası, açık adres ve telefon numarası gibi kişisel verilerin bu şekilde dolaşıma sokulmasının hukuki bir karşılığı yok mu?

Bu verileri tek bir belgede bir araya getiren kim ve bu belge kamuoyuna nasıl çıktı?

Bir düşünün, ‘ailem güvende’ diye operasyon yapan, buna dayanarak T24 İnternet Haber sitesini ve sosyal medya hesaplarını kapatan devlet, birey güvenliğini hiçe sayarak yapılan bu sızıntıya karşı bir şey yapamıyor mu?

Bu sızıntı sonrasında, bütün bilgileri servis edilen bu isimlerden birisinin başına bir şey gelse, kim sorumlu olacak?

Bu kişilerin güvenliğini kim sağlayacak?

Daha da önemlisi, bu kadar özel bilgileri el altından yayan bir yapıya karşı biz kendimizi nasıl güvende hissedeceğiz?

‘Ailem güvende’ tamam da ya biz güvende miyiz?