Türkiye İşçi Partisi (TİP) MYK Üyesi Yunus Başaran, Antalya'da basın mensuplarıyla bir araya gelerek Türkiye gündemi, Antalya'nın sorunları ve COP31 süreci hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştur. Toplantıda, Antalya'daki çevre sorunlarına ve taş ocaklarının doğaya verdiği zararlara dikkat çeken Başaran, küresel ısınmanın temelinde sermayenin kâr hırsının yattığını vurgulamış ve bu sürecin aynı zamanda kurtuluş programlarının tartışılacağı bir etkinliğe dönüştürüleceğini belirtmiştir.
ANTALYA’NIN SORUNLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Antalya’da 8-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan COP31 süreci hakkında bilgiler veren Başaran, “Önümüzdeki dönemde bu çalışmaları artırarak sürdüreceğiz. Pazar günü yapacağımız etkinlik de bunun bir parçası olacak. Elbette ana gündem COP süreci olacak; ancak bunu aynı zamanda kurtuluş programımızı birlikte tartışacağımız bir etkinliğe dönüştürmek istiyoruz. Çevre meselesine gelirsek; bize sürekli ‘küresel ısınma var’ deniyor. Sanki dünya durduğu yerde ısınmış gibi anlatılıyor. Oysa bunun temelinde sermayenin kâr hırsı bulunuyor. Antalya’ya bakalım. Antalya’nın batısından Kaş’a kadar olan bölgede onlarca taş ocağı faaliyet gösteriyor. Sadece Finike’de yirminin üzerinde taş ocağı bulunuyor” dedi.

“ÇEVRE VE DOĞA MESELESİ AYNI ZAMANDA BİR SAĞLIK MESELESİDİR”
Antalya’nın tarımında ciddi sorunlar olduğunu ifade eden Başaran, “Bugün Antalya’nın dağları, dereleri ve sahilleri ciddi bir tahribat altında. Bu durum yalnızca çevreyi değil, tarımı da etkiliyor. Finike-Kumluca Havzası dünyanın en verimli tarım havzalarından biridir. Yılın on iki ayı üretim yapılabilen topraklara sahiptir. Ancak plansız faaliyetler sonucu bu alanlar zarar görüyor. Çevre ve doğa meselesi aynı zamanda bir sağlık meselesidir. Kanser vakalarındaki artışın nedenlerinden biri de çevresel koşullar ve sağlıksız üretim süreçleridir” diye konuştu.
“BUNLARIN HEPSİ BİRBİRİNE BAĞLI SORUNLAR”
Üreticinin son yıllarda ciddi problemler olduğunu kaydeden Başaran, “Bir domatese onlarca ilaç uygulanıyor. Hayvanlara hızlı büyüsünler diye yoğun antibiyotik veriliyor. Sonuçta insanlar doğrudan bu risklere maruz kalıyor. Çiftçiye çoğu zaman toprağının analizi yapılmadan üretim yaptırılıyor. Hangi ürünün daha verimli olacağı, hangi ilacın kullanılacağı konusunda yeterli destek verilmiyor. Bunların hepsi birbirine bağlı sorunlar” şeklinde konuştu.

“TURİZM EMEKÇİSİ SEZONLUK ÇALIŞIYOR”
Turizmin Antalya’nın ciddi bir geçim kaynağı olduğunu ama bu sektörün son yıllarda ciddi aksaklıklarla boğuştuğunu vurgulayan Başaran, “Turizm alanında da ciddi problemler yaşanıyor. Ücretler düşük. Birçok turizm emekçisi sezonluk çalışıyor ve sezon sonunda sözleşmeleri askıya alınıyor. Askı sistemi modern kölelik düzenlerinden biridir. İnsanlar çalışmadıkları dönemde maaş alamıyor, işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor ve sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor. Ayrıca birçok işçi sezon sonunda hak ettiği tazminatı da alamıyor. Patronlar taşeron veya fason şirketler kurarak sorumluluktan kaçabiliyor. Öte yandan maliyetleri düşürmek için yabancı işgücünün yoğun şekilde kullanılması da ücretlerin baskılanmasına neden oluyor” dedi.
“TURİZM İŞÇİLERİ ZOR DURUMDA”
Turizm sektöründe işçi ölümlerinin arttığını belirten Başaran açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Turizmde rekorlardan söz ediliyor ama çalışanların yaşam koşulları iyileşmiyor. Tam tersine ağırlaşıyor. Günde 12-14 saat çalışan insanlar var. Türkiye’de iş kazalarında yaşamını yitiren sektörler arasında turizm üçüncü sırada yer alıyor. Bunun nedeni, ağır çalışma koşulları ve yetersiz denetimdir. Bugünden seçim tartışması yürütmeyi doğru bulmuyoruz. Çünkü seçim sisteminde ve ittifak yasalarında değişiklikler olabilir. O nedenle bütün siyaseti seçim eksenine sıkıştırmamak gerektiğini düşünüyoruz. Bizim hedefimiz, halkın siyasetin öznesi hâline gelmesini sağlamak ve Türkiye İşçi Partisi’ni halkın politik anlamda ana muhalefet gücü hâline getirmektir.”





