Türkiye İşçi Partisi (TİP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi Yunus Başaran, Antalya’da basın mensupları ile bir araya geldi. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Başaran, Türkiye gündemi ve Antalya kamuoyuna ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Toplantıda TİP Antalya İl Başkanı Enes Keskin ve TİP Üyesi İdris Özyol da bulundu.

BAŞARAN’DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

TİP tarafından hazırlanan “Kurtuluş Önergesi” hakkında bilgi veren Başaran, “Türkiye'de alışa gelmiş siyasette genelde işte genel merkezlerde, ofislerde birtakım insanlar oturuyorlar. Türkiye'ye dair kampanyalarını yapıyorlar, sorun tespitlerini yapıyorlar ve bunu halka tebliğ ediyorlar. Benim derdim, sorunun sıkıntım şu: çözüm yolu da bu. Biz bunu gerçek anlamda milli bir yöntemle, o yüzden de bu kurtuluş bildirgesini yerellerde, sektör örgütleriyle, mesleki örgütlenmelerle, mahalle ve semt ilçe örgütlenmeleriyle, yani halkın bir araya gelerek yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE GÜNDEMİ HAKKINDA ÖNEMLİ AÇIKLAMALARDA BULUNDU

Türkiye’de yaşayan insanların çeşitli sorunları olduğunu ifade eden Başaran, “Artık Türkiye 80 milyonluk bir ülke. Ülkede çiftçilikten tutun, çevre, doğa, kadın, genç, emekli yani envanter çeşit dertli sıkıntının bulunduğu yerlerde yukarıdan bir sonuç tespit alıyor, yukarıdan da bunu halka tebliğ ediyor, onu uyguluyor." O nedenle de biz bu kurtuluş bildirgesinin çıkışını yerellerde mümkün olduğunca mesleki güç alarak, sektörel güçler yapacağız. Emek alanında bunların meclislerini oluşturmaya gayret edeceğiz. Aynı şekilde yerellerle alakalı da bu tip çalışmaları yürütüyoruz. Çünkü yaşadığımız şehri düşünün. Hangi belediye bizim mahallemizde bir çalışma, bir şey yaparken bize sormuyor? Bizim görüşümüzü almıyor, ‘Sizin asıl derdiniz ne, sorunumuz ne?’ demiyor. Yine yukarıdan çeşitli kararlar alınıyor ve orada bir uygulamaya geçiliyor. Aslında rant dediğimiz şey tam olarak buradaki çıkış. Yani halkın karar alma aşamalarında daha fazla yer alması, daha doğrudan bir demokrasinin inşası için söyleyecek önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

“HALK SİYASİLERİ SEÇEMİYOR”

Halkın milletvekili ve belediye başkanı adaylarını belirleyememesini demokrasi de büyük bir engel olduğunu vurgulayan Başaran, “Çünkü demokrasi dediğimiz şey 5 yıldan 5 yıla seçimlerde gidip sandıkta oy vererek olacak bir şey değil. Kaldı ki bugün günümüzdeki siyaset düzlemi de aslında bunu çok bizim vermiyor. Milletvekilleri adaylarını bizim belirleyemiyoruz. Belediye başkanı adaylarını bizim belirleyemiyoruz. Belediye meclisi üyelerini adaylarını bizim belirleyemiyoruz. Bize hazır listeler veriliyor, ondan sonra deniyor ki: ‘İşte gidip bunlardan hangisini seçiyorsanız böyle.’ Sonra da diyor ki: ‘Milli irade tecelli etti.’ Bunun değişmesi gerekiyor” diye konuştu.

“TÜRKİYE EN GEÇ 1-2 SENE İÇERİSİNDE SEÇİME GİDECEK”

Türkiye’nin 1-2 yıl içinde seçime gideceğine dikkat çeken Başaran, “AK Parti iktidara geldiğinde 17 yaşındaydım, şu an 41 yaşındayım. Hep şu söylenir: ‘Bu seçim o seçim değil ya da bu seçim son seçim’ ve hiç bu zaman da böyle olmuyor. Yani hepimizi elleri şerhlere mahkum etmeye ittiler. Sonra Cumhurbaşkanlığı seçiminin adaylarına bakarsanız zaten isimler bunları görmüş olursunuz. Ve bu seçim meselesi de tabii ki seçimleri önemsizleştiremiyoruz. Seçimler önemlidir. Ancak seçimler bir sonuçtur, bu biraz şuna benziyor: Sınava gireceğiz, son gece sabahlayıp o sınavdan iyi bir sonuç almaya benziyor. Bu da bir süreç. Bunun da bir hazırlık aşamasında olması gerekir. Neticede Türkiye en geç 1-2 sene içerisinde bir seçime gidecek, böyle veya böyle. Burada iyi bir sonuç almak için bu defa tekrarlanmış ve artık ezberlediğimiz aynı hataları, aynı yanlıştı tekrar yapmamak için bu işin tabandan örgütle yapılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

ADAY BELİRLENİRKEN Kİ HATALARA DİKKAT ÇEKTİ

Muhalefetin aday belirleme sürecindeki hatalarına değinen Başaran, “Bu sürecin bir parçası olmasının önemli olduğunu ve üç tane şey değiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Nedir bu üç tane temel değiştirmemiz gereken şey siyasetle alakalı? Bir tanesini biraz önce söyledim. Bu evlen-i şer meselesi. Yani kötünün iyisi, biz sürekli olarak bunu oynamadığımız, aslında çok istemediğimiz ama en ucuz dalgalık safsatası bize dayatılan ismin... Ekmeleddin İhsanoğlu faciasını hatırlıyorsunuz. Sonrasında muhalefetin, ana muhalefetin adayı olarak giren vatandaş, Recep Tayyip Erdoğan için oy verdi. Onun başkan olması için. O nedenle bu evlen-i şer siyasetinin aşılması gerekiyor” dedi.

“PARA AİLE SİYASET OLMAZ”

Para ile siyasetin belirlenmesinin halkın yararına olmadığını kaydeden Başaran açıklamasında şu sözlere yer verdi:

“İkincisi parayla siyasetin belirlenmesi. Parayla siyaset belirlendiği sürece bu ülkenin, bu halkın yararına bir şey çıkması mümkündü? Bakın, Türk, yani meclisteki milletvekillerinin yaptıkları işlere, gelir durumlarına bir bakın, ondan sonra bir kendinize bakın. Deyin ki; ‘Ya, bu beni tamam, benim de benzer bir hayatı yaşar, ben de aynı sorunlara ortak, bunları hissedebilir ve bunun sözcüsü olabilir.’ diye düşünün. Bu mümkün mü? Şimdi bakıyorsunuz, Turizm Bakanı otel zinciri sahibi, tur şirketi sahibi. Onun kafası Antalya'nın ana damarı turizm sektöründen yani onun kafası şimdi turizm çalışanlarından, turizm emekçilerinden yana mı çalışıyor? Patronlardan, sermayeden yana mı çalışıyor? Aynı şekilde eğitim için de bu geçerli. Aynı şekilde sağlık için de bu geçerli.”

“HALKIN ÇIKARINA BİR ŞEY BEKLEMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

Siyasilerin işlerine bakıldığında hepsinin halktan kopuk olduğunu ve halkın sorunlarına cevap vermediğini ifade eden Başaran, “Antalya'nın milletvekillerine baktığımızda da ya da herhangi bir yerdeki milletvekillerine baktığımızda ya bunu görmeniz mümkün. Belediye başkanları da benzer. Şimdi bu yaşadığımız konut skandalı, konut skandalı değil, bu konut skandalını yapanlar kim? Çoğunlukta İktidar Partisi'ne yakın olan milletvekilleri. Yani Türkiye'de siyaset, belediyeler ya da meclis ya da iktidar üzerinden insanların daha fazla zenginleşmesi üzerine kuruldu. Buradan halkın yararına, halkın çıkarına bir şey beklememiz mümkün değil. Nitekim de olmuyor. Bunu değiştirmeye ihtiyacımız var. Yani bu parayla siyaset yapabilme, parası olanların yere gelebildiği siyaset düzenini aşağıya değiştirmeye ihtiyacımız var” dedi.

“BİR KURTARICI BEKLENTİSİ MESELESİNDEN VAZGEÇMEK GEREKİYOR”

Türkiye’nin bir kurtarıcı beklememesi gerektiğini ve her sorunu bir kişinin çözmesinin imkânsız olduğunu vurgulayan Başaran açıklamasına şu şekilde son verdi:

“Son olarak da kurtarıcı beklemekten vazgeçmeye ihtiyacımız var. Çünkü hele ki 21. yüzyılda Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyayı, Türkiye'nin içinde bulunduğu koşulları göz önünde bulundurduğumuzda, zaten hiçbir koşul, sağlık, eğitim, bir kişinin gelip kurtarıcı gibi her şeyi değiştirmesi gerçek bir şey değil. Ama bir yandan da bize dayatılan şey, yani size bir kurtarıcı gelecek, A kişisi, B kişisi ve bütün dertleriniz bitecek. Arkadaşlar biz diyoruz ki; ‘Sizi ben kurtaracağım’ diyen herkes yalan söylüyor. Şimdi hiç kimse bizi tek başına gelip kurtarmaz. İçinde yaşadığımız 24 yıllık iktidarın getirdiği çöküntüler var, bunu kabul ediyoruz. Ama Türkiye'nin tarihine baktığımız zaman bunların bir zincir şeklinde birbirine bağlı olduğunu görmek mümkün. İşte Menderes, Menderes'ten sonra Demirel, ondan sonra işte 12 Eylül, Özal, Çiller, 28 Şubat, en sonda AKP... Bunların hepsi aslına baktığınız zaman birbiriyle göbekten bağlı bir ilişki içerisinde. Yani biz diyoruz ki; "Tabii ki halkın mücadelesi şu an AK Part'nin kurulması 21. yüzyıl." ama biz bunu nasıl kurtaracağımız önemli. Eğer doğru düzgün bir şekilde bunu işleyemezsek emin olun 5 sene sonra AK Parti'nin bir benzeriyle karşı karşıya kalırız. Ülkemizin tarihimiz de bunu gösteriyor. O nedenle bir kurtarıcı beklentisi meselesinden vazgeçmek gerektiğini düşünüyoruz"

Muhabir: Tahsin Can Önalp