Nasıl da hızlı geçiyor yıllar, bana göre bu hayat bir lunapark dostum inişli çıkışlı ve ışıltılı. Ben renkleriyle yaşamayı sevdiğim için bana ışıltılı geliyor da olabilir. Bu arada renkleriyle derken bu renklerin içinde koyular, siyahlar, griler ve karmaşalar da var. Çünkü hayat sadece bize iyi hissettiren duygulardan ibaret değil.
Yaşamımda yol alırken insanlarla kurduğum bağlardan öğrendiğim çok şey var. Bunları iyi ya da kötü olarak kategorilendiremem ama derim ki, öğrendiğim bu şey benim canımı yaktı fakat öğrenmeme vesile oldu. En azından bir daha bu çukura düşmem ya da düşeceksem çukurdaki o acıyı göze alırım.
Bazen de çok kısa sürede öyle derin, sıcacık, eğlenceli bağlar olur ki şükür sebebidir.
Derler ya 'birinin bu dünyadaki iyiye inanma sebebi ol' yaş aldıkça insan umudunu korumakta zorlanıyor çünkü.
30’lu yaşların içinde yol alırken fark ediyorum, insanlar bulduklarının değil de hep aradığını sandıklarının peşinde koşuyor. Bazen buldukları şey mutlu etse de bir süre sonra huzursuzlanıp eksik bir şey var diye kıvranmaya başlıyor ve nitekim buluyor da...
Yine hedonik uyum, sürdürülemez mutluluğa mı takılıyoruz yoksa huzursuzluğun huzurunu mu seviyor bazılarımız bilemiyorum.
Başka bir açıdan başınca da görüyorum ki eksik bulmaya bayılıyoruz çünkü tatminsizliğimizi ifade etmenin en kolay yoludur kusur aramak. Bana yetmiyor demekten ziyada hep karşı tarafın eksiklerini ararız ki tatminsizliğimiz ya da yeterin ne zaman yettiğini bilmememiz ifşa olmasın.
Eksik hissetmenin psikolojik yanlarını bilsem de hep söylediğim şey bence biz insanlar zaten bireysel olarak tamız.
İkili ilişkilerde bizi tamamlayacak başka bir bireye ihtiyacımız yok, ben şöyleyim o da böyle birbirimizi tamamlıyoruz ifadelerini birazcık doğru bulmuyorum.
Farklılıklarımızı ifade ederken neden eksiklik ve kusur gibi ifade ediyoruz ki?
İkili ilişkilerde ihtiyacımız olan her halimizle kabul görmek bazı davranışımız ona farklı geliyor ya da uymuyor diye yargılanmamalıyız. Bu söylediklerim aile, partner ve tüm arkadaşlık ilişkileri için geçerli bu arada.
İtiraf etmek gerekirse benim için insanın eksik olmaya bayıldığını anladığım yıllar.
Yeni yaşımı alırken bazen öyle yalnız, bazen çok kalabalık hissediyorum kendimi.
Benim için zaman zaman sevmiş, sevilmiş, ama bazen yetememiş bazen de bana yeterli gelinmemiş hissettiğim bir yıldı. Kimi zaman şefkatsiz kalıp örselenmiş hissettiğim kendi kaleme çekilip, yaralarımı kendim sardığım ve hayata dair gerçeklerle yüzleştiğim, çokça öğrendiğim, sınır çizdiğim, canımın yandığı, aynı zamanda coşkuyla yaşadığım ve daha çok kendimi gözetecek kararlar almaya özen gösterdiğim bir yıl oldu eski yaşım.