Irmak yazıyı geçerken alıcı verici sahra telsizine benzer. Bir taraftan da dağdan kopup gelen

kayaları ufalayıp da yontarak ve cilalayarak denize taşır, bir taraftan da etrafındaki topraklara

bereket saçar. Çakılların ince ayarını ve son cilasını ise ırmaktan el alan deniz yapacaktır

şüphesiz.

Sanat üretiminin bir boyutu da önceki yapıtlardan el alarak şeyleri yeniden söylemektir.

Dedik mi, dedik.

Gabriel Garcia Marquez (1927-2014) Yüz Yıllık Yalnızlık adlı romanında Kolombiya’da tarihe

Muz İşçileri Katliamı olarak geçen olayı anlatır. United Fruit Company çalışanlarının

katledilmesini. Bu şirket Latin Amerika’da muz ticareti yapan bir ABD şirketidir.

“Jose Arcadio Segundo kendine geldiği zaman, karanlıkta sırt üstü yatıyordu. Sessiz bir trende

sonu gelmez bir yolculuk yaptığını sezinledi. Başında kan pıhtıları kurumuştu. Bütün kemikleri

sızlıyordu. Önüne geçilmez bir uyku isteği duyuyordu. O dehşet ve terör havasından uzakta,

saatlerce uyumaya hazırlanarak, en az acı veren yanına dönüp yerleşti ve yan döndüğü anda

ölüler arasında olduğunu anladı.”

Köle misali çalıştırıldıkları şirkete, insanca çalışma koşulları için dokuz talepte bulunan işçiler,

1928 yılının kasım ayında greve başlarlar. Grev, o zamana dek ülkede görülen en büyük işçi

hareketine dönüşür. Kolombiya’da denetimi kaybetmekten korkan ordu meydanda toplanmış

işçilerin üzerine ateş açar, dehşet verici bir katliamdır bu. Sayıları üç binin üzerinde olduğu

söylenen ölüler tren vagonlarına yüklenerek kimilerine göre denize, kimilerine göre de toplu

mezarlara gömülürler. Gün ağardığında ise meydanda sadece dokuz ceset vardır. İşçilerin

dokuz talebine karşılık dokuz ceset.

Muz şirketinin yolsuzluklarla yozlaşan Kolombiya ve Latin Amerika hükümetleri üzerindeki etkisi

ABD’ye bağımlı köleci diktatörlüklere dönüşen “Muz Cumhuriyetleri” yaratacaktır.

“Muz Cumhuriyeti” tanımını ilk kullanan ise Amerikalı yazar O. Henry’dir. (1862-1910) Kısa

öykülerden oluşan Lahanalar ve Krallar kitabında bir süre yaşadığı Honduras’tan etkilenerek

kurguladığı bir ülke için kullanır. O dönemden bugüne geçen yıllar içinde muz ticaret yolları ve

yöntemleri uyuşturucu ticaretinde kullanılacaktır küresel çeteler tarafından.

O. Henry kitabına verdiği Lahanalar ve Krallar adını Lewis Carol’un Alice’in maceralarını

anlattığı Aynanın İçinden romanındaki bir şiirden almıştır.

İşte O. Henry’ye ilham veren o şiir.

Zaman geldi, dedi Mors

Birçok şeyden bahsetmek gerekirse;

Ayakkabıların ve gemilerin ve mühür mumunun

Lahanaların ve kralların

Ve denizin neden sıcak kaynadığı

Ve yaban domuzlarının kanatlarının olup olmadığı.

Siz bu şiiri okurken fonda çalan John Lennon şarkısı “I’m The Walrus”un bu şiirden esinlenerek

bestelendiğini söylesem. Hem de domuzların kanatlanıp uçtuğu Animals albümünden önce.

John Lennon bestesini aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=TKuvJLTeJYY

Kâinat, birbirinin içinden geçerek paralel ve asimetrik oluşumlarla dönüşerek devam ediyor

yolculuğuna. Sanat da birbirinin içinden geçen metinlerle kâinatın izdüşümü değilse nedir ki?