Antalyaspor’un Gaziantep maçı için gittiğim Hatay’da, yıllardır görmek isteyip fırsat bulamadığım için ertelemek zorunda kaldığım bir mekanı görme şansım oldu.
UNESCO Hatay Gastronomi Evi’ne, geçtiğimiz yıl da gitmeyi çok istemiştim. Bu tür mekanları ziyaret ederken sadece damak tadıma hitap etmesi için değil, taşıdığı misyon ve kültürünü keşfederek, Antalya’ya uyarlanıp uyarlanamayacağını değerlendirmeyi düşünüyorum.
Bu mekanı anlamak için öncelikle Hatay’ı kısaca tanımak gerekiyor. Dünya üzerinde bilinen 23 medeniyetin 13’üne ev sahipliği yapan Hatay, Türk, Arap, Ermeni, Çerkez, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Yezidi ve daha birçok etnik kökenden insanın bir arada yaşayabildiği, her inançtan insanın da diğerine saygı duyduğu örnek merkezlerden birisi. Son dönemlerde artan Suriyeli nüfusu bu mozaiğe biraz zarar verse de, Hatay özünden fazla bir şey kaybetmemiş.
Bu kadar farklı kültürün bir arada yaşadığı şehrin mutfağı da buna göre oluyor. 2019 yılında Hatay Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan UNESCO Hatay Gastronomi Evi, yörenin tüm lezzetlerine ev sahipliği yapıyor. 300 farklı yemeğin yapılabildiği mekan, eski bir “Antakya evi” olan “Aslanlı ev” restore edilerek hayata geçirilmiş. Mekana gidenler sadece damak tadına hitap eden yemeklerin tadına bakmıyor, aynı ev içinde düzenlenen Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet temalı odaları gezip tarihi yolculuk yapabiliyor.
Baharat Yolu ve İpek yolu üzerinde bulunan Mezopotamya ve Ortadoğu’ya açılan kapı olan Hatay’da hayata geçirilen bu proje ile unutulan yemekler de servis ediliyor, derin araştırmalar sonucu hayata geçirilen yöreye uygun yeni damak tatları da vitrindeki yerini alıyor.
Yemek yerken de, gezerken de bambaşka dünyalara gidilen mekanı iki kez gördüm. Menüyü uzun uzun inceledim. Ana yemekler, ara sıcaklar, soğuk mezeler, salatalar, soğuk-sıcak içecekler, yöresel içecekler, tatlılar, kahvaltı çeşitleri ve yöresel bitçi çaylarından hangisini sipariş edeceğinizi şaşırıyorsunuz.
Adını ilk kez duyduğunuz kaytoz böreği, külçe, çökelekli katıklı ekmek, kiremitte tereyağlı Antalya peynirinin içeriğini okurken içerdiği ürünleri tanımaya çalışıyorsunuz.
Künefe ve kabak tatlısını anlatmaya gerek bile yok. Şıhılmahşi, kemmunlu köfte, abugannus, cevizli biber, humus, kekik salatası gibi her yerde bulamayacağınız çeşitleri tanımaya çalışırken aslında Hatay’ı tanıdığınızı sonradan fark ediyorsunuz.
Hatay Büyükşehir Belediyesi, bu mekan için çok uğraş vermiş ve hala üzerine titriyor. Şehre gelen turistlerin çok önemli bir bölümü burayı görmeden dönmüyor.
Geçim kaynağı turizm olan şehirler için böyle cazibe merkezleri büyük önem taşıyor. Antalya’nın iki önemli geçim kaynağından biri tarım, diğeri turizm. Antakya Evi’ni gezerken, her yıl 10 milyondan fazla turistin geldiği Antalya’da böyle merkezlerin neden düşünülmediğini sorguluyor insan. Tanıtım için milyonlar harcanıp, yurtdışı fuarlarına katılıyoruz. Ancak kente gelenler, artık havalimanı ve otel dışında neredeyse hiçbir yere gitmiyor.
Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası gibi kurumlar, Antakya evinin bir benzerini hayata geçirip, yöresel lezzetlerin yanında, tarihi ve turistik yerlerin tanıtımınıda böyle bir mekanda çok daha rahat yapabilir. Çok pahalı olmayan bu tür mekanı, Hatay yapmış ve başarılı olmuş. Mutfak zenginliği Hatay kadar olmayan Antalya, bu açığını doğal ve kültürel zenginlikleri ile kapatabilir.
ATSO’nun Kaleiçi’nde açtığı “ATSO Kaleiçi evi” buna örnek gösterilebilir. Ancak daha çok sanatsal etkinliklere evsahipliği yapan bu mekan Antalya için yeterli değil. UNESCO Hatay Gastronomi Evi bir örnektir ve Antalya’ya uyarlanması halinde şehrin tanıtımına katkıda bulunacağı gibi, turistlerin otelden çıkması için de iyi bir seçenek olacaktır.