Gelen ve giden oyuncuların ardından, Antalyaspor kadrosu ve oyup yapısı şekillenmeye başladı. 2019-2020 sezonunda, geçen yıla göre farklı bir takım izleyeceğimiz kesin.
Geçtiğimiz sezon sağ kanattan Nazım Sangare’nin bindirmeleri ve göbekten Hakan Özmert’in kilit paslarıyla geliştirilen ataklara, Diego Angelo’nun kişisel katkıları ekleniyor, forvette de Mevlüt Erdinç veya Souleymane Doukara usta işi gollere imza atıyordu.
Bu sezon Hakan Özmert, nedenini bilmediğimiz bir şekilde kulübede paslanıyor, ataklar da daha çok kanatlardan şekilleniyor. Nazım yine aynı Nazım, ancak solda Aatif Chahechouhe henüz takıma adapte olamadı. Üstelik yeni golcü Gustavo Blanco da takımı tanıma evresinde. Hal böyle olunca Kayserispor karşısında saç-baş yolduran bir takım izledik.
Antalyaspor’un oynadığı futbol, rakibini ezdi. Ezmekle kalmadı bunalttı. Topa sahip olma, atak geliştirme, şut çekme ve en önemlisi gol kaçırma yarışı vardı.
Sahada oynanan futbolu bir gazeteci olarak yorumlarsak, son derce başarılıydı. Golü bulmak için her şeyi deneyen, rakibi bunaltan bir Antalyaspor vardı. Hatta bir adım ileriye gidip, yenen ikinci golün Celustka kenarda tedavi görürken geldiğini söyleyip, şanssızlığa bağlayabiliriz. Blanco, Gelson Dala ve Nazım’ın kaçırdığı yüzde 100’lük golleri de beceriksizliğe bağlayabiliriz.
Ancak maçı bir taraftar gözüyle yorumlarsak; bomboş kaleye golü atamayan, insanı sinir hastası yapan bir beceriksizler ordusunu izlediğimizi söyleyebiliriz. Özellikle Nazım ve Dala’nın kaçırdığı goller, “İstesek atarız ancak önemli olan pozisyona girmek” anlamına geliyordu.
Gustavo Blanco, Antalyaspor taraftarının yakın tarihte izlemediği bir santrfor tipi. Bitirici özelliği tartışılır ancak topu saklama ve dağıtma konusunda yetenekli olduğu kesin. Takıma alıştıkça verimi artacaktır.
Aatif Chahechouhe, Türkiye’de ilk kez izlediğimiz bir futbolcu olsa onu transfer edenleri eleştirirdik. Kariyerini ve kalitesini bildiğimiz bir futbolcunun, Kayserispor karşısında yaptığı top kayıpları ve acemice hataları, şimdilik adaptasyon dönemi olarak geçiştirebiliriz. Ancak kendisinden beklentilerin farkına varmalı ve bir an önce gerçek kimliğine bürünmeli.
Bu futbol ve sistemde ısrar edilirse Antalyaspor rahatlayıp kısa sürede seri galibiyetler almaya başlayacaktır. Kaçan galibiyete üzülmek ne kadar normalse, ligin uzun bir maraton olduğunu ve beklentileri 34.hafta sonuna göre planlamak da o kadar akılcı olur.
Ne var ki: Antalyaspor’da cevabını bulması gereken sorular, saha içinde değil. Takımda hücum varyasyonlarını belirleyen ve şekillendiren, takımın beyni diyebileceğimiz oyuncu sayısı çok az. Bunların başında da Hakan Özmert geliyor. Ancak bu futbolcu ne hikmetse yedek bekliyor.
Yedek beklemesi yetmiyor, 89.dakikada oyuna alınıyor. Bu tutum Hakan’a ceza veya hakarettir. Elinde Hakan’dan daha yeteneklisi varsa bunu yapabilirsin, ancak yok. O zaman tek bir ihtimal kalıyor: Hakan cezalandırılıyor. Bu sorun acilen çözülmeli. Çünkü Hakan’ın oynamaya, takımın da Hakan’a ihtiyacı var.
Cevap arayan bir başka soru daha: Stoperde Diego ile birlikte ligin en uyumlu ikilisi olan Celustka, neden ısrarla sol bek oynuyor? Adam yokluğundan dolayı olamaz, çünkü Aly Cissokho, Tarık Çamdal ve Eren Albayrak kadrodalar. Bu üç futbolcu da, oynayamayacak durumdaysa neden alındı? Yetersizlerse, Zeki Yıldırım’ın bile gönderildiği takımda neden tutuluyor? Serdar Özkan’ın yırtındığı, Bahadır Öztürk’ün potansiyelini zorladığı, Diego’nun çimleri yolduğu bir takımda, böyle oyuncuların varlığı takıma zarar verir. Cissokho, Tarık ve Eren oynamayacaklarsa, en azından onların yerine gençler kadroya girmeli.
Uzun lafın kısası; oyununu beğendiğim, beceriksizliklerine kızdığım, kadro planlamasında ise anlam veremediğim bir Antalyaspor izliyorum.