Son yıllarda Türki cumhuriyetlerde tarım konusunda ciddi atılımlar izliyoruz.

Türkiye’de tarım gelenekçi yöntemlerle ve plansız bir şekilde yapıldığı için, Türk girişimciler gözünü bu ülkelere dikti.

İklimi, doğası ve su imkanları Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar dezavantajlı olan bu ülkelerden birisi de Özbekistan.

Geçtiğimiz haftalarda Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Buhara kentinde yapılmakta olan inovatif bir serayı ziyaret etti. Bu ziyaret, Özbekistan’ın tarım politikalarını da ilk kez dış dünyaya duyurma fırsatı verdi.

‘İnovatif’in Türkçe’deki karşılığı ‘yenilikçi’. Yani, ziyaret için seçilen seranın, modern ve son teknoloji imkanlarla yapıldığı çok açık.

Buhara kenti de, Türk yatırımcıların çok fazla etkili olduğu bir yer. Antalya’dan birçok firma burada yatırım yapıyor, sera kurulumu gerçekleştiriyor, Özbek halkına seracılık eğitimi verip, hatırı sayılır para kazanıyor.

Özbekistan’da yapılan yatırımı bu kadar önemseyip yazmamın sebebine gelince…

Türk tarımının değişmeyen sorunlarını çözmek için örnek alabiliriz.
Özbekistan’da bugüne kadar serbest ekonomi bölgesine 3,000 hektarlık arazi tahsis edilmiş. Bu yıl, 598 hektarlık arazi üzerinde 98 projenin uygulamaya konması planlanıyor.

Özellikle enerji tasarruflu seralar, çevreyle dost ambalaj ve paketleme malzemeleri tercih edilerek, 4 bin 300 kişiye istihdam sağlanması planlanıyor. Yılda 64 milyon Dolar’lık ürünün komşu ülkelere ihraç edilmesi amaçlanıyor.

Yani, her şey planlanmış, hedef belirlenmiş, beklentiler de ona göre tespit edilmiş.

Üstelik planlama yapılırken, maksimum verim için her şey düşünülmüş.

Mesela, özellikle cam seralar tercih edilmiş. Çünkü cam panellerin dayanıklı olması ve güneş ışınlarının yüzde 97’sine kadarına geçirgenlik sağlaması ön planda tutulmuş.

Bir hektarlık cam serada 300 ila 560 ton domates yetiştirilmesi bekleniyor.

Herşey o kadar net ki…

Ülkemizde ve özellikle Antalya’da güneş ışını sorunu yok, su sorunu yok, toprak istemediğimiz kadar. Yani her şey var, planlama yok.

Özbekistan ise, doğal avantajlar konusunda Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar zor durumda. Buna rağmen Türkiye’deki iş gücünü ve hammaddeyi kullanarak Türk tarımı ile rekabet edebilmeyi göze alıyor.

Tüm bunları yaparken de sera ekipmanını Türkiye’den ithal ediyor.

Aslında biz Özbekler’e seracılığı öğretiyoruz, onlar da bize bu işten maksimum verimin nasıl alınacağını.

Özbekistan sadece bir örnek. Rusya ve komşularının tamamı tarımda atılım içinde.

Önce coğrafi analizlerini yapıyor, sonra konunun uzmanları ile çalışıyor, son olarak da üretim planlaması yapıyor.

Antalya Ticaret Borsası’nın her ay yapılan meclis toplantısında, Başkan Ali Çandır neredeyse her konuşmasında plansız tarımdan bahsediyor.

ATSO Başkanı Davut Çetin, aynı sıkıntıdan dem vuruyor.

Hangi ziraat mühendisi ile konuşsam, tarımla uğraşan işadamı ile sohbet etsem aynı konuyu gündeme getiriyor.

Arazi toplulaştırma sorunu bir türlü gerçek anlamda çözüme kavuşturulamıyor.

Biz kendi içimizde sorunlarımızı tartışırken, çözüm üretemezken birileri boş durmuyor.

Yetişmiş elemanları elimizden alıp, ülkemizde üretilen ekipmanlarla bize rakip olmaya hazırlanıyor.

Yani kendi silahımızla kendimizi vurmaya hazırlanıyor.

Ve yaş sebze meyve ihracatında çok önemli bir Pazar olan Rusya’yı elimizden almaya hazırlanıyor.

İş işten geçtikten sonra üzülmek ve ağlamak için vaktimiz çok olur.

Tarım Bakanlığı’nın düzenlediği ‘Tarım Şurası’na hız verilmeli, gerçekçi formüller üretilmeli ve bir an önce tarımın yıllardır çözüme kavuşmayan sorunlarına çözüm bulunmalı.

Yoksa kendi evimizde misafir konumuna düşeceğiz.