Geride bıraktığımız 2018 yılı ile ilgili herkesin anıları vardır.
Tebessüm ettiren anılar da, hatırlanmak istemeyenler de mevcut hafızalarımızda.
Yılın son günlerinde İstanbul’un iki semtinin takımı arasında oynanan maçta çıkan olaylar sonucu, 1 gencin hayatını kaybetmesi, 4’ünün de yaralanması, hatırlamak istemeyeceğimiz olayların başında yer alıyor.
Hergün çok sayıda olay yaşandığı için toplum hafızasında izleri çabuk silinse de, bana göre iyi irdelenmesi ve bu konularda kalıcı çözümler üretilmesi gereken bir olay yaşandı.
Türkiye Futbol Federasyonu da, olayın kamuoyunda daha çok ses getirmesi ve tepkisini göstermek için, bu hafta ülke genelindeki tüm maçları erteledi.
Aynı ilin iki semtinin takımı arasında oynanacak bir futbol maçından çıkacak hangi sonuç, bir insanın ölümü kadar önemli olabilir ki?
Bırakın hayatını kaybetmesini, maç puan ya da galibiyet, 17 yaşındaki bir gencin burnunun kanamasından daha önemli olabilir.
Ölüm, soğuk bir gerçek. Ancak genç ölüm, tarifi olmayan bir acı.
Muhammed Yücel öldü. Ancak giden sadece bir can değil, Bir aile perişan oldu, bir camia derinden yaralandı. Ülkede futbol ile ilgili gerçekler, birkez daha tokat gibi yüzümüzde patladı.
Toplum olarak bazı olayları aşamıyoruz.
Üzülmeyi de bilmiyoruz, sevinmeyi de. Ancak abartıyı çok iyi biliyoruz.
Muhammed Yücel’i öldürenler, şu anda hayatlarının en büyük pişmanlığını yaşıyor olmalı. Ancak hiçbir pişmanlık, bir ailenin 17 yaşındaki pırıl pırıl gencini geri getirmeyecek. Hiçbir pişmanlık, hayatının baharında olan, her insan gibi hayallerinin peşinde koşan bir bedenin toprak olmasının önüne geçemeyecek.
Futbol sahalarında bu tür olayların sayısında, son dönemlerde gözle görülür bir azalma var.
Birbirine düşman olan takımlar artık kin ve nefreti bir kenara bırakarak hareket etmeyi öğreniyor.