I
Bakmakla görmenin farkı sanat, bilim ve felsefenin eşiğidir. Gündelik hayatın döngüsünde,
nehirde sürüklenir gibi akıp gideriz. Tutunacak dal aramamız bundandır hep. Sanatçı, bilim
insanı ve felsefeci bizim bakıp da önemsemediğimiz, baka baka kanıksadığımız olguları gözlem
yetisiyle sorgular, sebep-sonuç ilişkisi bağlamında irdeler ve onları yeniden kurgulayarak söyler
bize. Bunu yaparken de sonuçların okur tarafından görülebilmesi için etraflarındaki fazlalıkları
temizler. İşte bu aşama sanatın ne söylediğinden çok nasıl söylendiği boyuttur. Mermeri yontan
heykeltıraş taştaki fazlalığı alırken metindeki her imge/sözcük başat imgeyi göstermek için
kurgulanır yerli yerine.
“Mermere sıkışmış bir melek gördüm” der Michelangelo “ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya
dek oydum.”
II
Eski defterleri karıştırırken şiir notları bulan Nilüfer (Açılan Yıldız) ile konuştuk eskiden,
yeniden şiir üstüne kahve içerken.
Biri var ki o notların aldı götürdü beni “İstasyon” romanına Nilüfer’in.
“Sus da duyulur demiştim
Bu sır benimle gider, dedi mezara
İnanmadım vardım başına
Acınıyordu bir çocuk”
“Bu not” dedi Nilüfer, “1997 ama. İstasyon dediğim 2007 senesinde çıkan ikici romanım. Yeni
baskısı yapıldı yakınlarda.”
Bir şiir notu İstasyon adlı romanın fidelendiği vakitlerden biri olabilir, dedim, metinlerin birbirinin
içinden geçerek kurgulandığını da ekleyerek.
Gündelik hayatın kronolojisiyle kurgunun kronolojisi örtüşmez hiçbir zaman. Bu durum metni
zenginleştirirken derinleştiren etkenlerden de biridir.
III
Eski, yeni harflerini bütün dillerin, ölü dillerin hatta birkaç harfle söylemek. Bütün diller ne kelime
kâinatın, âlemlerin hatta.
IV
Biçim / şekil üzerinden baktığımızda ölümlü her şey. “Vardan yok olmaz” açısıyla bakınca ise
biçim değiştiren döngünün kesintisizliğine geliyorsunuz.
Zaman göstermek’çün şeyleri bize, boşluklar çiziyor etrafına. Şekil değiştirdiğinde şeyler
boşluğu da çiziyor yeniden. Doğanın diyalektiği.
Kahvaltıyı topladık masadan
Kalan iki zeytin çekirdeği
Kara gözleri ölmez ağacının
Ekmek kırıntılarıyla
V
Evin kalabalığını anlatamam, dedi Nilüfer
O romanı (Kuantik Yaşam) yazarken ki hâlimi
Biri salona geçti usulca
Yer açmak’çün
Sabah kahvesine gelen komşuya.
Bu olmalıydı okumak
Sessiz bir oyunun harflerini.