Hafta içi kabinedeki 2 bakanın değişmesi günlerdir tartışılıyor. Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek, İçişleri Bakanlığı’na da Mustafa Çiftçi’nin gelmesi hm iktidar yanlısı hem de muhalif medyada enine boyuna konuşuldu, kodları çözülmeye çalışıldı.
Sonda söyleyeceğimi, başta ifade edeyim.
İdeolojik, kültürel, siyasi rıza üretimini tam anlamıyla bir türlü gerçekleştiremeyen iktidar, rıza üretimini güç yolu ile gerçekleştirmek için kendi içinde tahkimat yaparak gücünü artırmaya çalışıyor.
Bunu da partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, aslında geri planında bir özeleştiri olan, Özgür Özel’e karşı kullandığı “engelleyemeyeceksiniz!” haykırışında okuyoruz. Aslında bu ifadede Özgür Özel’den çok, bir türlü istediği sistemi kuramayan bir öfke var.
Gelelim, neden tahkimat olduğuna.
Önce Adale Bakanlığı
Zaman zaman bu sütunda artık Türkiye’de ikili bir yargı olduğunu, İstanbul yargısının iktidar, başta Ankara olmak üzere diğer yargı çevrelerinin de devlet kodlarına sahip olduğunu ifade ettim. Akın Gürlek gibi iktidarın sembol ismi bir yargı mensubunun Adalet Bakanı olması, bu ikili yargı durumunu ortadan kaldırmak, yargıyı tek bir merkeze, iktidar kodlarına oturtmak amacını taşıyor. Hatırlayın. Akın Gürlek Bakan olur olmaz akla ilk gelen konu CHP’nin mutlak butlan davası oldu. Çünkü bu dava, ikili yargı durumunun en sembolik olgusu konumundaydı.
İçişleri Bakanlığı’na gelince.
Burada atamadan çok atanan önemli.
Mustafa Çiftçi, İskilipli Atıf’ı mezarı başında anan, Erzurum Valiliğinde Kongre Binası tartışmalarına müdahil olan, İlahiyat kökenli, hafızlık birinciliği bulunan bir isim. Yani dört dörtlük iktidar kodlarına sahip. İktidarın Cumhuriyetle hesaplaşmasının ön cephe isimlerinden. İçişleri Bakanlığı gibi iç cephenin korunması ile görevli ve elinde emniyet güçleri gibi silahlı bir gücü bulunan stratejik bir merkeze, iktidarın kodlarını taşıma anlamında böyle sembolik bir ismin gelmesi, iktidarın ikna yolu ile bir türlü üretemediği rızayı artık güç yolu ile üretme aşamasına geçeceği sinyali olarak da okunabilir.
İlk ziyaretçisinin de Mehmet Ağar olması, bu anlamda bir tesadüf değil.
Peki bu durumun Antalya’ya yansıması ne olabilir.
Bu konuda konuşulan iki konu var.
Birincisi, Antalya Cumhuriyet Başsavcısının değişebileceği. Zira, Akın Gürlek ile Antalya Adliyesi arasında yaşanan sorunlar bir sır değil. Özellikle iddianamesi verilen ve 16 Mart’ta başlayacak olan ABB davasının soruşturma safhasında yaşananlar hafızalarda dururken.
İkincisi, Antalya Emniyet Müdürü’nün İstanbul Emniyet Müdürü olma olasılığı. Ankara’da Emniyete yakın kaynaklar bunu dilendirmeye başladı bile. Antalya Emniyet Müdürü’nün uzmanlık alanının istihbarat ve kaçakçılık ve organize suçlar olduğu göz önüne alındığında olasılığı yükselen bir senaryo.
Ama esas sürpriz Antalya Valisi üzerinden gelebilir.
Antalya’ya geldiği günden beri farklı bir vali portresi çizen Vali Hulusi Şahin, uygulamalarına bakıldığında çok da rejimin kodlarını taşıyan bir profil olarak durmuyor. Rejimin kodlarının sembolü olan bir İçişleri Bakanı, Antalya gibi önemli bir şehirde, bu kodları göremeyeceği bir vali ile ne kadar uyumlu kalabilir?
Esas sor işareti burası!