İnsan, sanırım, içinden geçerken tarihsel süreçleri fark etmekte zorlanıyor.
Merak ediyorum, 1789 Fransız Devrimi sırasında Bastille zindanını basan insanlar tarihi değiştirdiklerinin farkında mıydı?
Üç temel çıktısı vardı Fransız Devrimi’nin. Özgürlük, eşitlik, adalet.
Ama özünde halkın talebi tekti: Vergide adalet. Aristokrat ve din adamlarının vergi ödememesine karşı tepkiydi. Yukarıda ifade ettiğim üç çıktı, bu tek talepten çıkmıştı.
Ya da 1861 – 1865 tarihleri arasında devam eden Amerikan İç Savaşı’nda bir asker ne düşünüyordu?
Savaşın nedeni, köleliğin kaldırılıp kaldırılmamasıydı. Şimdi bize çok kolay gelen bu ifade aslında tarihin kırılmasına ana nedeni özetliyor. Çünkü işgücü olarak köleliğe ihtiyaç duyan tarım merkezli Güneyliler ile iş gücüne ihtiyaç duyan sanayi merkezli kuzeyliler savaşmıştı.
Öyle ya.
Savaşı Kuzeyliler değil de Güneyliler kazansaydı, bugün Amerika Birleşik Devleri olmayacak, Kuzey Amerika kıtasında onlarca devlet varlığını sürdürecek ve dünya tarihi başka akacaktı.
Bunları neden hatırladım:
Geçen hafta içerisinde farklı siyasal geçmişlerden gelen, birisi benden küçük, ikisi benden büyük üç dostumla, bir masa başında sohbet ediyorduk. Sohbetin konusu da, özellikle 1980 öncesi olmak üzere Türkiye’deki sosyalist hareketlerin tarihi çerçevesinde değerlendirilmesiydi. Özellikle bu konu üzerine böyle farklı bir insan grubu ile en son ne zaman konuşmuştum, hatırlayamadım.
Başarılı bir siyaset mühendisliği olarak Altılı Masa geldi aklıma. Yüzünü tamamen sağa dönmüş, solu tamamen dışlamış bir siyasal yapılanmaydı. Sol, toplumsal koşullar nedeni ile belirli noktalarda destek vermek zorunda kalmıştı.
Ardından 19 Mart sonrası yaşananları hatırladım. CHP’li belediyelere yapın operasyonlarda Altılı Masanın aksine sol hareketler görünür olmuş, onlar ön plana çıkmıştı. Sağ, samimi ama dışardan, çok da toplumsal hareketin parçası olmadan desteğini göstermişti.
Mühendislik ürünü hareketlerde sağın, organik olan toplumsal hareketlerde ise solun başarılı olduğunu bu iki örnek örgütlüyordu.
Ardından, 24 Mayıs’ta CHP’ye akşam saatlerinde kayyum atandı. CHP’nin ilk ziyaretçisi, Antalya Serik’te parti çalışmasında olan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dı. Özdağ CHP Genel Merkezine geldiğinde 25 Mayıs, gece saat yaklaşık 02.00 dolayındaydı. Sosyal demokrat CHP’ye ilk destek aşırı sağcı Zafer Partisi ve lideri Ümit Özdağ’dan gelmişti.
Ertesi gün de Cumhur İttifakı dışındaki bütün partiler CHP Genel Merkezi merdivenlerinde boy göstermişlerdi.
Derken, Doruk Maden işçilerinin eylemi gündeme geldi. Yıldızlar SSS Holding, işçilerin emeklerini ödememekte direniyordu. İşçilerin bir kısmı Ankara Beypazarı önünde durdurmuş, geri kalanı, Ankara’da Yıldızlar Holding önünde toplanmıştı. Bağımsız Maden İş Sendikası, Yıldızlar önünde toplanan işçilere destek için herkesi Yıldızlar Holding önünde toplanmaya çağırmıştı.
İşte bu noktada, belki de Türkiye tarihinde bir ilk, bir birleşime tanık olduk. Zafer Partisi ile TİP, İyi Parti ile TKP, CHP ile Saadet Partisi, Birleşik Kamu İş ile KESK bir arada omuz omuza, Doruk Maden işçilerine destek için bir araya gelmişlerdi. Bu bir araya gelme, üstelik, en üst temsil düzeyinde, partilerin, sendikaların genel başkanları düzeyinde gerçekleşiyordu.
Artık toplumsal hareket, mühendislik aşamasını geçerek organik karakter kazanmaya başlamıştı.
Gelelim CHP içindeki yaşananlara.
Türkiye bugün kendisine yeni bir yol aramaktadır ve önünde iki yol var.
Ya bu mücadeleden başarı ile çıkılacak ve Türkiye, tarihine yakışan şekilde yeni devrimci atılımlara yürüyecek ya da sonu belirsiz bir gerici sürecin içine yuvarlanacak.
Daha önce de yazmıştım. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si kendisini, üzülerek yazmak zorundayım ki, tarihin gerici yanına konumlandırdı. Bunu da Saray ile paralel söylemleri ile gösterdi.
Toplumun hazırlanmaya başladığı devrimci atılımın gövdesi bugün mutlak butlan kararı ile dışarıda bırakılan CHP tabanıdır. Şunu da belirteyim. Bu tabanı sadece CHP diye okumak hatalı bir yaklaşım olur. Çünkü bu gövde, bugün çekim merkezi olduğu için CHP etrafında toplanıyor.
Gövde tamam. Bu gövdeyi harekete geçirecek beyin ayrı bir tartışma konusu.
Ama tarihin bir kuralı vardır: her program kendi kadrosunu üretir. Eninde sonunda bu beyin de net ve berrak bir şekilde açığa çıkacaktır.
Bu tartışmayı da başka bir zaman yaparız.
Not: Hafta içinde yazdığım “Mutlak butlancı değilim! Ama…” başlıklı yazının ardından, Hasan Ercüment Taşdemir, yazı ile ilgili cevap hakkı kapsamında bir açıklama yolladı. Böyle bir cevap hakkına neden ihtiyaç duydu anlamadım ama değil mi ki cevap hakkı elbette yer verilir. Hasan Ercüment Taşdemir’in açıklamasından önce kendisi ile ilgili bilgi aktarayım.
Mayıs 2023 genel seçimlerinde CHP 8. Sıra milletvekili adayı olan Taşdemir, Antalya’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun en önemli ve en samimi savunucularından birisidir. Bu yönü ile “mutlak butlancı değilim” diyenlerden değil, yazıda da belirttiğim üzere, siyasal olarak çok farklı düşünsem de samimiyetine saygı duyduğum isimlerdendir.
Buyurun Hasan Ercümet Taşdemir’in ‘cevap hakkı’ kapsamında yazdıklarına.
Cevaba herhangi bir müdahalede bulunulmadığı için bütün yazım hataları Taşdemir’e aittir.
“BİRAZ SAĞDUYU Antalya’da kendilerini yakinen tanıdığım sol sosyalist çizgide olduklarını bildiğim arkadaşlarımın bir hipnoz içinde olduklarını düşünüyorum.
Ülkemizin geleceğini New Swek'e yazdığı "mektupla" NATO yani ABD'nin Türkiye'ye siyasi müdahalesini isteyen bir Özgür Özel e tavır almamaları çok ilginç bir durum oluşturmaktadır. Bugün bunu isteyen, yarın daha da sıkışırsa maria corina machado Venezuela ya ABD yi çağırdığı gibi E. İmamoğlu ve Ö Özel ülkemize askeri müdahale mi isteyecekler?
Anlamadığım profillerinde Deniz Geçmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya vb hayatını bu emperyalistlerin ülkemizi işgal etmemesi uğruna kaybedenlerin anısına büyük bir saygısızlık olarak görmekteyim.
Bu sol sosyalist düşünce deki Arkadaşlarımızın yaşamlarında rüşvet alma verme hırsızlık, taciz, irtikap ı düşüncelerine sokmayanlar. Bugün masumiyet karinesine ne kadar inansamda bu savunulan ö özel ve ekibini sadece Recep Tayyip Erdoğan gitsinde kim gelirse gelsin teziyle hareket ettiklerini düşünüyorum Ancak çok iyi bildiğimiz bir deyimimizi unutuyoruz “ Gelen Gideni aratır “ Ö. Özel ve ekibi partiyi bölünme seviyesine getirdikleri için kınıyorum.
Arkadaşlarımızın partimiz CHP deki bir mahkeme kararını kurtuluş olarak görmeli birleşerek bu hastalıklı yapıdan kurtularak daha güçlü bir iktidar yürüyüşüne geçebiliriz. Daha hiçbir şey kaybedilmedi kanımca 15 ay gibi bir süremiz var toparlanalım.
H. Ercüment Taşdemir”