İki gün önce, gündemin herc-ü merci içerisinde haberleri takip etmeye çalışıyorum. Varsa yoksa mutlak butlan davası. Her tarafta aynı terane okunup duruyor.
Konu önemli olmasına önemli de memleketin diğer konuları mutlak butlandan azade mi?
Tam tersine.
Mutlak butlan, bütün sorunların tepesinde. Demokrasi, özgürlükler, insan hakları. Mutlak butlan hepsini kapsıyor aslında.
Ama bu durumun şöyle bir olumsuz çıktısı oluyor.
Mutlak butlan hepsini o kadar kapsıyor ki hiçbirini göremez hale geliyoruz.
Televizyonda haberleri gezerken, Ankara’da TBMM’nin Çankaya kapısının hemen yanında bulunan Milli Egemenlik Parkı’na gelmiş olan ve basın açıklaması yapmak isteyen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi 14 öğretmenin, yaka paça, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındıkları haberi medyaya düşmeye başlıyor.
Malumunuz, malumu olmayanlar da şimdi öğrensin, bendeniz Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi mezunuyum. Yaşamımla ilgili gurur duyduğum üç hasletten birisidir bu.
Kronolojik olarak: bir; Gaziantepliyim, iki; Şanlı Fenerbahçeliyim, üç; Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi mezunuyum.
Durum böyle olunca, gözaltına alınan 14 (ondört) öğretmen haberi benim gündemimin ilk sırasına yerleşiyor.
14 (ondört) insan. ‘İnsan’ olmaları yetmiyor, 14 (ondört) öğretmen!
Tarihini, hangi aralık olduğunu bilmediğimiz 3 bin yıla; örgütlü yapısını 15’i yıkılan 16 devlete, bütün varlığını Cumhuriyetin üzerine çöreklendiği 25 yıla yaslayan iktidarın kolluk güçlerinin madenciler, kadınlar, emekliler ve benzerlerinden sonra gücünü sınadığı 14 (ondört) öğretmen.
Aklıma hemen bu coğrafyanın gurur duyduğu (Burdurlu) Fakir Baykurt geliyor.
Neden mi?
“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.” Cümlesinden ötürü.
Ardından, imdadıma Yıldırım Koç Hoca yetişiyor. Yıldırım Koç Hoca, ayrı bir yazı konusudur ve tanımayanlar da mutlaka tanımalıdır.
12 Haziran tarihli sosyal medya paylaşımında, Türk sosyalist hareketinin önemli liderlerinden Ethem Nejat’ın “Darülmuallimli gençlere” yazısından alıntı yapıyor. O alıntıda Ethem Nejat diyor ki;
"Darülmuallimin’li genç! Sen kendin çok iyi biliyorsun ki sen proleter evlâdısın.
“Baban nasıl kolunun kuvvetiyle çalışıyor ise, sen de günde on onbeş saat kafanı yorarak, beynini çatlatarak çalışacaksın. Bugün daha pek genç ve mektep talebesi isen, yarın bugünkü tarzı hükümetin muhakkir gördüğü (hor gördüğü,YK) bir iptidai mektebin mürebbisi (çocuk terbiyecisi,YK) olacaksın. Ve muallimlerin çektiği azabı, açlığı çekmeye ve mektebin ve talebelerinle devletlûların mektebi yanında hakir kalmaya mahkûm olacaksın.
“O halde ey genç! Ey yarının mürebbisi! Şimdiden menfaatini bil! Sen gündelikle çalışan işçiden başka bir şey değilsin! Koluyla çalışan, uzvi faaliyetini bir lokma yiyeceğe hasreden, bu haksız ve hain cemiyet içinde ilimden, fenden hisse ve kısmet alamayan biçare işçi gençler ile bir sırada, bir halde, bir endişede olduğunu idrak et. Onlarla elele ver, ‘yevm-i cedit, rızkı cedit’ (yeni gün, yeni azık, Y.K.) yaşayan sınıfın gençleri, çocuklarıyla birlikte çalış, yarının inkılâp hazırlıkların yap!" (TÜSTAV, Mustafa Suphi ve Yoldaşları, İstanbul, 2004, s.115-117)
Evet.
Öğretmen dediğimiz, işçi sınıfının parçasının dışında bir şey değildir.
Yine aynı yazıda Yıldırım Koç, Yusuf Akçura’dan da alıntı yapıyor:
“Efendiler, izah ettiğimiz üzere sanattan, esnaflıktan, ticaretten, yerden yurttan mahrum kalan ahalimiz ne oluyor? Ne olacak, gündelikçi… Yani aldığı gündelikle, aylıkla geçinen memur, asker, işçi, amele, hademe, hamal, ırgat… Kısacası yeni gün, yeni rızk diye günü gününe kazanıp yaşayan, yeni tabirle proleter.” (30 Haziran 1921 günlü Sebilürreşat Mecmuası)
Malumunuz. Asri (yeni nesil) insanlarız.
14 (ondört) öğretmenin gözaltına alınması ve Yıldırım Koç Hoca’nın bu satırlarının ardından kulaklarımda sadece Cem Karaca’nın, “işçisin sen işçi kal” sözleri adeta patlıyor.
İşte iktidar madenciden, emekliden, kadından sonra 14 (ondört) öğretmenden bu yüzden korkuyor.
Bunların hepsi amele, proleter, işçi.
Yani, sorun sınıf sorunu. Tarihin tekerleği geliyor, yine sınıf sorununa oturuyor.
Hafazanallah, bu 14 (ondört) öğretmen serbest kalırsa, bugün 9 yaşındaki kızını evlendiren tarikat şeyhini serbest bırakan iktidarlarını yıkacak nice 14 binleri yetiştirecek.
‘Güneş’in katli’ filmini izlediniz mi, bilmiyorum. İzlemediyseniz, mutlaka izlemenizi öneririm.
İktidar ne yaparsa yapsın, değil 14 (ondört) 14 binimizi de tutuklasın, ülkeyi hapishaneye çevirsin, ki çevirdi zaten, değil mi ki güneş doğudan yükseliyor, o zaman bu ülkede Güneş Öğretmenler bitmeyecek.
Güneş Öğretmenler bitmediği sürece de bu yobaz, gerici, ortaçağ kalıntısı iktidar yaşam şansı bulamayacak.
Her biri tek tek Güneş Öğretmen olan 14 (ondört) öğretmen olduğu sürece, sol memenin altındaki cevahir kararmayacak!