Kendimi bildim bileli sıkı bir dergi okuyucusu oldum. Çizgi romanların revaçta olduğu yılların son durağında, Ülkü Tamer ve Yalvaç Ural öncülüğünde yayınlanan Milliyet Çocuk’tan başlamak üzere, süreli yayınların birçoğundan haberdar oldum. 90’lı yılların başlangıcında, edebiyata, kültür ve sanata ucundan kıyısından ilişen her genç gibi Antalya’da yayınlanan dergilerin de takipçilerindendim. Bugün yüzümün kızarmasına neden olan ilk şiir denemelerimin bir bölümü, mutfağında da yer alma fırsatı bulduğum, Nuri Erkal yönetiminde hazırlanan Kırkmerdiven’de yayınlandı.
Anlamlı Bir Durak: Modern Zamanlar
Üniversite yıllarında, dönemin politik / toplumcu bakışını yansıtan dergilerde, sloganı eksik olmayan eleştirileri saymazsak; “Yeni İlkyaz”, “Şehir Işıkları”, “Kent ve Sanat” ve 2006 yılında yalnızca iki sayı yayınlanan “Kalekapısı” dergilerinde editörlük serüvenini sürdürdüm. Yolculuğumun en anlamlı durağı ise kimi okuyucularımızın anımsayacağı Modern Zamanlar oldu. Yol arkadaşlarımla birlikte, 12 yıl ve 48 sayı boyunca, kökleri Altın Portakal’a uzanan bu kentin en uzun soluklu ve kesintisiz yayınlanan dergisine imza attık. Bugünlerde hayatımda, yayınına henüz başlayan, Muratpaşa Belediyesi’nin kültür yayını olarak okuyuculara “merhaba” diyen AntSanat var.
Herkes İçin Sanat!
AntSanat’ın, kişisel editörlük maceramda en ilginç yol ayrımlarından birine işaret ettiğini söyleyebilirim. Derginin fikirsel düzlemde masaya yatırıldığı dönemde, değerli başkan Ümit Uysal’ın, süreli yayınların kısa sürede kapanmasının nedenini “dar alanda kısa paslaşmalar yapmaları” şeklinde açıklamasına tanık oldum. Uysal’a göre halkın gerçekliğinden kopuk, küçük aydın gruplarının benmerkezci yaklaşımlarıyla şekillenen dergilerin ömrünün uzun olmaması doğaldı. Sanatın her insan için gerekli olduğu düşüncesine mesafeli duran ve daha hazırlanma aşamasında yalnızca belli kesimlerin duyarlılıklarını merkezine alan bu anlayıştan uzak durmak gerekiyordu.
Elbette AntSanat, hayatlarının merkezine sergileri, konser ve film gösterimlerini alan kesimleri önemsemeyi ihmal etmemeliydi. Ancak bir berber dükkânına ya da marangoz atölyesine girdiğinde, kendisini okuyan kesimlerin de dikkatini çekmeli ve kendilerinden bir şeyler bulabilecekleri bir yayına dönüşmeliydi.
Paça Çorbasından Sergi ve Konserlere
Kuşkusuz, yayınların “sanatsal olanla bağ kurabilme” düşüncesi ile “geniş kesimleri de içine alabilme” yönelimini bir potada eritmek kolay iş değil; ama denemeye değer. Bu uzlaşı, kültürel çalışmaların yalnızca belli çevreleri kapsadığı (sözde) realitesine bir itiraz olduğu gibi, sözü edilen dar grupların genişlemesinin de kapılarını aralıyor.
Bütün bu teorik altyapının yansımasını, dergimizin sayfalarında bulabilirsiniz. Bir taraftan geçmişten geleceğe bir köprü olmayı deneyen Ant Sanat; Fikret Otyam, Cahit Kerse ya da Metin Demirtaş gibi ustaların açtığı yolu takip etmeye çalışırken, diğer taraftan da Z kuşağının temsilcisi bir lise öğrencisinin fantastik öyküsüne sayfalarında yer açabiliyor. Antalya usulü paça çorbası ya da yöremizin meşhur “Çubuk Beli” türküsünün öyküsü de Deniz Karakurt’un etkileyici resimleri ve Zetinköy’e adanan “Beni Çok Sev” filmi de derginin merkezine aldığı konular arasında yer alıyor.
Geçen hafta Eğitim İş’in Başöğretmen Atatürk Onur Ödülü’nü takdim ettiği Sunay Akın’ın, “artık böylesi dergiler İstanbul’da dahi çıkmıyor” sözleriyle ve heyecanla destek verdiği AntSanat’ın öncüllerinden farklı olarak uzun ömürlü olmasını temenni ediyorum.