Bir kriz içindeyiz.
Bazılarımız ekonomimize bakıp Türkiye’nin tarihinde hep mali dalgalanmalar olduğunu, hiçbir zaman istikrarlı bir ekonomimiz olmadığını söyleyebilir. Çünkü kriz dediğimizde akla ilk gelen ekonomidir. Ekonomik daralma, eve giren yiyeceğin azalması, çocukların eğitim masrafından kısılması, belediyelerin sundukları hizmetlerde düşüş, devletin sosyal harcamalarında kısıtlama demektir. Hayatımızı doğrudan etkiler. Fakat içinde bulunduğumuz başka yaşamsal krizler de var.
İnsanın biyolojik durumunda, yaşamak için farkında olmadan yaptığı eylem nefes almaktır. Artık içimize çektiğimiz hava temiz değil. Yaşam için en temel ihtiyaç sudur, artık suyumuz temiz değil. Musluktan akan suyu içemediğimiz gibi, onca para vererek aldığımız plastik damacana ya da pet şişelerdeki suyun sağlıklı olduğunun da güvencesi yok. Beslenmek için yediğimiz sebze meyve, tarım ilacı artıklarıyla dolu. Tarımsal üretim öyle bir noktaya geldi ki hem sağlıklı koşullarda değil hem yeterli miktarda değil. Bunda yanlış tarım politikalarının olduğu kadar yanlış çevre politikalarının da payı var. Yıllardır HES (hidroelektrik santrali) davalarında, maden ocağı adı altında taş ocağı davalarında, enerji santrallerinde bu yatırımların iyi planlanmadan, alternatif yer ve modellerin iyi analiz edilmeden yapıldığını; böyle giderse havaya, suya, toprağa geri dönülemez zararlar verileceğini, tarıma ve ekolojik yaşama büyük darbe vurulduğunu yıllarca anlatmaya çalıştık. Gelen bilirkişi raporları çoğu zaman aynı saptamaları yaptı. Ancak iktidarın, çevre düşmanı projelere izin vermesi hız kesmedi. Bütünsel planlamalar hiçbir alanda yapılmadı. Doğa, basit bir meta ve rant aracı olarak görüldü. Ancak artık öyle bir noktadayız ki bırakın sağlıklı tarım ürünü bulmayı, eskiden bol miktarda bulunan patatesi, soğanı, mercimeği, nohutu bile ithal eder hale geldik.
Sadece patates soğanı değil, başka şeyleri de ithal ediyormuşuz. Greenpeace Derneği’nin hazırladığı bir raporda, dünyada atık plastik ithalatında Türkiye’nin en büyük atık alıcısı üç ülkeden biri olduğu yazıldı. Antalya’da yaşayan bilim insanı Bülent Şık’ın önceki günkü Bianet’te yayınlanan yazısında plastik ithalatının hayatımıza nasıl kanserojen etki edeceğine dair önemli açıklamalar yer alıyor. Yani yaşadığımız kentlerde havamız, suyumuz, toprağımız bu atıklar nedeniyle de giderek zehirleniyor.
Ekolojik kriz için önlem almazsak, bırakın ileriki nesillere daha iyi bir dünya sunmayı; önümüzdeki 20 yıl içinde su savaşları başlayacak, ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak daha büyük sorun olacak. Görüldüğü üzere çevresel sorunlar tek kaynaktan değil, çoklu kaynaklardan geliyor… Fakat ortak noktaları, kötü yönetim. Ülkenin kaynaklarını heba eder, suyunu havasını toprağını korumazsanız, kısa süreli rant için dağlarınızı ormanlarınızı taş ocaklarına, tarım alanlarınızı jeotermal ve termik santrallere, meralarınızı TOKİ binalarına verirseniz, üstüne üstlük topraklarınızı kanser eden plastik atık ithal ederseniz, et süt de üretemez, patates soğan da bulamazsınız. Bu saydığımız başlıklar için acil önlem alınmalı. İktidar işe plastik ithalatını durdurarak başlayabilir mesela. Ancak bunun için iktidar üzerinde ciddi kamuoyu baskısı olmalı. Bu nedenle anlatılanların tüm topluma ulaşması ve doğru haber akışı gerek. Özgür bir basına ne kadar büyük ihtiyaç olduğu görülüyor. Sorun da burada ortaya çıkıyor zaten. İktidar, kendi iktidarını korumak için kapalı devre bir medya ve yargı ağı inşa etmiş durumda. İstediği bilgileri topluma istediği kadar verirken istemediği haberlere erişim yasağı getiriyor. Olmadı gazetecileri tutukluyor.
Bu da içinde bulunduğumuz ahlakî krize işaret ediyor. Aklı yalanlarla zehirlenen toplum, toprağının suyunun geleceğinin zehirlendiğini de fark edemiyor.
İçinde yaşadığımız asıl kriz işte budur.
ASIL KRİZ
Tuncay Koç
Yorumlar
Trend Haberler
Kepez’de yarım kalan inşaatta daireler 1 milyon TL'ye dayandı!
Antalya’nın 19 ilçesine sarı kod uyarısı! Hafta sonu şemsiyeyi unutmayın
Antalya’da bir dönem sona erdi: 100. Yıl'dan Turgut Reis Caddesi’ne geçiş kapatıldı
Antalya'da tarikat yurdundaki o sözlere sert tepki!
Antalya’da konser bitti, platform kaldı!
Türkiye’nin hedefi Dünya Kupası! 24 yıllık hasretin son durağı Kosova