Hukuk, adalet dağıtmaktan çıkıp muktedirlerin elinde oyuncak olduğu zaman, hiçbir şeyin güvencesi kalmaz.
İktidarlar, daima yargı sistemini ellerinde tutmak, onu siyasi muhaliflerine karşı bir sopa olarak kullanmak isterler. Bu her iktidar için böyledir ve tam da bu nedenle demokrasilerde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ilkeleri getirilmiştir.
Gücü dengede tutan bu ilkeler gözetilmediğinde ne olur?
Rabia Naz adlı çocuğun öldürülmesi dosyasında hâlâ tek zanlı bile bulamayan,
Çevreci çift Ali Ulvi-Ayşin Büyüknohutçu cinayetinde olayı ayrıntılı incelemek yerine kapatmak için dört nala koşan,
Şule Çet cinayetinde bilirkişi raporları ile oynanan,
Sadece yaptıkları haberlerden dolayı gazetecileri cezaevinde yıllarca tutan,
“Barış” diyen akademisyenine ceza veren,
“Duşlarında kan alacağız” diyen mafyasına miting yaptıran,
Bankasya’ya ikiyüz lira yatırdığı için vatandaşı Fetöcülükten tutuklarken Bankanın Yönetim Kurulu üyesinin başka bir bankaya kurul üyesi olarak atanmasına sadece bakan,
Soma Katliamı davasında 301 işçiyi öldüren şirket yetkilisini 5 yıl dolmadan tahliye ederken ölen işçileri savunan avukatları hâlâ içerde tutan,
Akarsuların kirlendiğini açıklayan akademisyene ceza vermek için uğraşırken suları kirletenlere bir şey yapmayan,
Bir siyasi parti başkanına, sırf tahliye olamasın diye daha önce yöneltilen suçlamaya dayanarak yeniden tutuklama kararı veren,
Cumhurbaşkanına hakaret suçunu AİHM kurallarına uygun bulan,
Olağanüstü Hâl döneminde çıkan KHK’ları “denetleyemeyiz” kararı veren bir Anayasa Mahkemesi olan,
Zaten suç tanımına girmeyen “haber ve eleştiri mahiyetindeki açıklamaların” suç olmaktan çıkarılmasını “yargı reformu” diye sunan,
Tüm bunları bilmesi ve tepki göstermesi gerekirken hukuku bir teferruat, meslektaşlarını terörist olarak gören bir Barolar Birliği Başkanına sahip olan,
Danıştay Başkanı’nın hâkim olan kızının Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşavirliği’ne atanması doğal karşılanan … bir sistemde yaşamak durumunda kalırız.
Neyse ki öyle bir ülkede yaşamıyoruz!!