1950 yılı Temmuz ayında “Türk Barışseverler Derneği” kuruluşundan bir kaç hafta sonra Galata Köprüsünde bildiri dağıtır.
Bildiri, “.... Adnan Menderes Hükümeti, Kore’de harp etsin diye 4500 Türk çocuğunu General Mac Arthur’un emrine veriyor.... “ diye başlıyor ve “...Amerikan menfaatleri uğruna harbe katıldığımızı, hükümet bu kararı Amerika’nın zoru ile verdiğini...”, “Biz şimdi Kore’ye asker göndermezsek, bizim başımız dertte kaldığı zaman Amerika da bize yardım etmez” diyenlerin, milli menfaatlerimize ve dünya barışının korunmasına tamamen aykırı hareket ettiğini, bu kararı şiddetle protesto ettiklerini duyuruyordu...
Bu duyuru iktidarı rahatsız etti, ABD ile dostluğu bozmaya ve halkın hükümete olan güveninin sarsmaya çalışıldığı iddiasıyla cemiyet ve kurucuları hakkında soruşturmalar açıldı...
Bugünün milli ve yerlicilerinin köklerini dayamak istediği Cumhuriyet döneminin bu ilk pervasız hamleleri sonrasında emperyalizm ile bağlar o kadar kalben ve fiziken hayata geçmiş olmalıdır ki, şimdiki zamanların iktidarı, Suriye’de ve Libya’da olduğu gibi emperyalist blokların her biriyle, bu kez daha büyük beklentilerle “al gülüm ver gülüm” manevralarıyla, bir koyup üç alma hesaplarıyla bütün bir toplumu zapt-u rap altında tutulmasını ister hale gelmiştir.
Savaş varsa düşman vardır. Düşmana hizmet etmek istemiyorsan savaşa karşı söz etme diyenler bilmelidir ki, savaş koşulları, siyaseti, karşıtını teslim alma ve kendi fikrini zorla kabul ettirme yoluyla sürdürmekten başka bir anlama gelmemektedir.
Onun için savaş varsa barış isteyenler de olacaktır.
Siyasetin barışçı yollarla sürdürülmesini, kıyıcılığa, şiddete karşı halkların kardeşliğini savunanlar hiç bir zaman eksik olmayacaktır.
Yakılıp yıkılan yerleşimler, can kayıpları, mülteciler üzerinden yürütülen pazarlıklar ile savaş politikalarının insanlık dramı haline dönüşmemesi mümkün değildir.
İnsani ve doğal değerlerin korunmasını istemek, toplumların hakkıyla hukukuyla barış içinde bir arada yaşamasını savunmak, ekonomik kaynakları toplumsal gelişimimiz için kullanmak ve bütün bunlar için çaba sarf etmek varken, bu büyük idealin gerçekleşmesini istememek, iktidarda kalma hesaplarıyla emperyalist savaş politikalarına dahil olmak her durumda sorgulanmaya muhtaçtır.
Esas olan toplumu savaşa koşullandırmak isteyenlerin oldu bittilerine kapılmamaktır. O nedenle “Anayasaya aykırı ama evet denilmemelidir...”
“İçi kan ağlaya ağlaya sınır ötesi harekatlara onay verilmemelidir... “
Örnekler çoğaltılabilir ama eşitsizlikleri sürdüren, savaş politikalarıyla, anti demokratik tutumlarıyla toplumu kutuplaştırmak isteyenlere hiç bir alanda destek verilmemelidir...
Aksi takdirde siyasi iradenin istediği gibi Şehitler tepesi dolmaya devam ederken, “şehitler ölmez bayraklarının” asıldığı yoksul ev adresleri de yüreklerimizi dağlamaya devam edecektir…