Dünyaya egemen olan anlayış küçük bir azınlığın beklentileri için yer küreyi heba etmekten vazgeçmek istemiyor. Böyle devam ederse hep beraber yok oluşa yol almakta olduğumuz bilim çevrelerinin ortak görüşü …
İnsan ve doğa kıyıcılığı; beton çelik/plastik/kimyasallar ile daha çok para kazanma savaşları, ölümcül küresel salgınlarının ve iklim krizlerinin felaketlerini beraberinde getirdi.
Bu statükonun devamı giderek şiddetlenecek, daha da derinleşecek eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve telafisi imkansız vahim doğal koşulları beraberinde getireceği konusu kabul edilen bir diğer gerçekliğimiz…
İnsanın kendisinin neden olduğu ekolojik sistem tahribatlarının önüne geçmesi yine kendi tercihleri ile mümkün ve bunun maddi temellerinin mevcut olduğu çok açık. Zaman, mekan ve teknolojik imkanlar gelişse de, üretim ve yaşam koşulları değişse de yaşamsal değerlerimizi korumak, doğanın bir parçası olduğumuzu unutmadan dayanışma içinde yaşamak zorundayız.
Kentsel yaşamın kötü gidişe dur diyecek dinamikleri var
Tarihsel, toplumsal ve ekonomik gelişmelerin bir ürünü olan kentleşme, içinde barındırdığı kurum, yapı ve kayıtlarıyla insanın geçmişini muhafaza ederken, gelişim ve dönüşüm kanallarını da kendi bünyesinde taşıyan bir işleve sahip.
J.J Rousseau’nun «Köyü kasabayı evler oluşturur, kenti ise yurttaşlar “ saptaması, "Hak, Hukuk, Yurttaş ve Kent" kavramlarının iç içe geçmişliğini ortaya koymaktadır.
(LewısMumford)’un “Kent, sonsuz geçmişle, nerede biteceği bilinmeyen gelecek arasında, sürekli dönüşen ama tamamlanamayan bir mekandır» değerlendirmesi önemlidir.
Ulus-devlet ile işlev üstlenen modern zamanların yurttaş veya Yurttaşlık kavramı, küreselleşme ile birlikte farklı anlamlar yüklenerek «çok kültürlü yurttaşlık» kapsamında tartışılır hale geldi.
Sınıflı toplumlarla birlikte ortaya çıkan ekonomik, toplumsal ve siyasalfarklılıklar;mülkiyet, üretim ve egemenlik ilişkileri, günümüzde de devam eden hak mücadelelerinin esas nedenini teşkil ediyor.
İnsanın ve Halkların Hak mücadelesinin özünü oluşturan daha iyi, daha doğru, daha güzele ulaşma çabaları toplumsal hayatın gelişiminin dinamikleri olmaya devam ediyor.
Kentsel yaşam da bu mücadelelerin ürünü olduğu kadar, kendini aşacak, toplumsal olandan yana, daha ileri adımlar atacak siyasi/ekonomik potansiyelleri de içinde barındırıyor.
Teknolojik gelişme, üretim araçlarının geldiği aşama, üretimin gücü, üretilen ürünler ile adilane koşullarda bölüşüm ve paylaşımın mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
Üretimin esas olarak insan ve toplum ihtiyaçlarını karşılamak için yapıldığı, sınırsız kâr amaçlı bir üretimin olmadığı, aşırı tüketimin teşvik edilmediği, gelir ve refahın adaletli bir biçimde bölüştürüldüğü, savaşlara imkan tanımayan barış içinde yaşama koşullarının sağlandığı bir dünya, başta iklim krizi ve ekolojik çöküş olmak üzere sosyo-ekonomik adaletsizliklerin önüne geçmenin en etkili ve geçerli yolu olduğu, sorunlara tarafsız, objektif ve bilimsel bakan bütün çevrelerin ortak kanaati.
İhtiyacımız olan, toplumcu, dönüştürücü siyasi irade ile onu sahiplenecek toplumsal örgütlenmeden yoksunluğumuzdur.