İklim krizi, ekolojik çöküş ve sosyo-ekonomik adaletsizliklerin önüne geçmek durumundayız. Kapımıza dayanan tehdidi ve bizler dahil pek çok canlı türünün yok oluş sürecine çözüm üretmek zorundayız. Bu yolda çözüm geliştirmeyi kolaylaştıracak "hak" ve "hak mücadelesi" kavramlarını hatırlamak ve hayata geçirmek için ısrarlı bir çaba sarf etmek son derece değerli olacaktır.
"Hak Talebi" İhtiyaçtan Doğar
Haklar yalnızca ifade edilmekle değil, talep edilebilir, ulaşılabilir, kullanılabilir olduklarında anlamlıdır. Sahip olduğumuz haklarımız da aynı şekilde hayatın içinde duyulan bir ihtiyaçtan, o ihtiyaç sahiplerinin taleplerinin olgunlaşması ve toplumsallaşması ile kullanılabilir hale gelmiştir.
Hakkın varlığından söz edebilmek için,
1-Yaşamdan kaynaklı bir değer söz konusu olmalıdır.
Hak talebi, canlı veya cansız değer için, emek > üretim > bölüşüm > işbölümü > sahiplik ilişkilerini içeren ilişkiler sürecinin > ortaya çıkardığı yaşamsal bir ihtiyaca bağlı olarak > otoriteye karşı > giderek toplumsal bir güç haline gelen koruma/korunma taleplerinin varlığı söz konusu olduğunda ortaya çıkmaya başlar.
2- Bu talep kapsayıcı olmalı, genellik ve eşitlik ilkelerine aykırı olmamalıdır.
3- Bu yaşamsal değerin hak olarak nitelendirebilmesi için de 4 unsura sahip olması gerekir;
a) hangi konu, hangi değer korunmak istenmektedir; konusu belli olmalıdır. Tarihsel kültürel doğal canlı, cansız bir değer….
b) Hak diye nitelenen bir normda, o hakkın sahibinin kim olduğu; öznesi belli olmalıdır. İnsan, kadın, çocuk, engelli..
c- Muhatap genel olarak siyasal otorite, merkezi veya yerel yönetimler, meşru bir otorite olmalıdır. Hakların tanınması ve uygulanması için koşulları yaratmalı, hak ve özgürlüklerini kullananları engelleyici olmayan siyasal ve sosyal tedbirleri almakla sorumlu olmalıdır.
d- Hakların ihlalinde idari ve adli yaptırımlar öngören ve uygulayan bir hukuk düzeni olmalıdır.
Üç Kuşak İnsan Hakları
Tarihsel süreci içinde değerlendirilirken haklar üç kuşak/dönem olarak ele alınır.
>BİRİNCİ KUŞAK İNSAN HAKLARI > devletin dahi karışmaması gereken özgürlükler ve siyasal haklar alanıdır. İşkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, yönetime katılma hakkı…
Bu haklar, kapitalist ilişkilerin inşası ve egemen olma sürecinde feodal beylere karşı burjuvazinin yürüttüğü mücadele ile elde edilmiş olan bireysel hakları, kişilik ve siyasal hakları içermektedir.
>İKİNCİ KUŞAK İNSAN HAKLARI > toplumsal ekonomik ve sosyal haklardır. Kamusal otoriteden düzenleme yapması, müdahil olması talep edilen alanlara ilişkin haklardır. Konut, sağlık, çalışma ve sendikal haklar gibi emeği ile geçinenlerin, eşitsizliğe maruz kalanların, sosyo-ekonomik dezavantajlıların ihtiyaçlarından kaynaklanan haklardır.
>ÜÇÜNÇÜ KUŞAK İNSAN HAKLARI > Son 30-40 yılda gündeme gelen dayanışma haklarıdır. Kişinin, örgütlü toplumun ve gerektiğinde devletlerin birlikte katkısını gerektirir. Çevre hakkı, barış hakkı, kalkınma hakkı, insanlığın ortak mal varlığından yararlanma hakları, kültürel miras hakları, halkların hakları ile kent hakkı kavramları bu grupta değerlendirilir.
Uluslararası ölçekli gelişmelerin, küreselleşen ticaretin, ulus-üstü şirketlerin neden olduğu ortak sorunlara karşı talep edilen hakları kapsamaktadır.
Küreselleşme politikalarıyla birlikte ulus üstü şirketlerin paraya dönüştürülebilecek her alanın piyasalaştırılmasının, kamusal hizmetlerin ve kamusal alanların ticarileştirilmesinin kent mekanlarında somutlaşma koşullarını ifade etmektedir .
Uzay hakkı, ileri teknolojik gelişmeler, klonlama ve bilgi toplumu hakkı gibi evrensel mutabakat koşullarının tartışmaları devam eden 4. kuşak hakları bulunmaktadır.
Uluslararası bildirgeler ve Birleşmiş Milletler’de imza altına alınan sözleşmelerde açıklanan insan hakları, devletleri, devleti yöneten siyasi iradeyi bağlayıcı, iktidarların saygınlık, onur ve güvenilirliğini ortaya koyan, kayıtsız şartsız uymakla yükümlü olduğu taahhütleri haline gelmişlerdir.
Bunun yanında her insan ekonomik olarak eşit doğmamaktadır. Bu bakımdan bütün insanların haklar ve özgürlükler bakımından eşit kabul edilemeyeceği eleştirisi devam etmektedir. O nedenle eşitsiz yaşam koşullarının mağdurlarının insan haklarında ifadesini bulan doğuştan eşitlik ve sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükleri için ideolojik, siyasi ve ekonomik mücadeleleri devam etmektedir.
Hiç kuşku yok ki en temel haklarımızda yaşamakta olduğumuz sorunların sorumlusu egemen yönetim anlayışını sürdüren siyasi iradedir/iktidardır.