Antalya, Kürt siyasi hareketi için önemli kentlerden birisidir. Kürt siyasi hareketi, Antalya’dan her dönem, en az bir milletvekili çıkarır. Bu nedenle de Antalya’da Kürt siyasi hareketinin bir ağırlığı vardır.
İçinden geçtiğimiz süreçte hem TBMM’de kurulan Milli Mutabakat, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu hem de Suriye’de yaşanan gelişmeler, DEM Parti’yi sürecin merkezine doğal olarak oturtuyor.
Bu nedenle, bugün sütunumuza DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar’ı konuk ettik. Aşağıda okuyacağınız metin, herhangi bir yorum katılmadan, Selami Özyaşar’ın cümlelerinin aktarımıdır.
Son bir not da; bu görüşme, Halep’te yaşanan çatışmalardan önce gerçekleştirilmiştir. Bu not ile birlikte okunmasında fayda vardır.
— Antalya’da CHP başta olmak üzere diğer partilerle ilişkiler nasıl ilerliyor? CHP kongre sonrası daha hareketli, daha sokağa dönük bir çizgi izliyor. Bu durum yollarınızı kesiştirir mi?
Tabii ki biz CHP ile iki farklı siyasi partiyiz. Dünya görüşlerimiz, siyaset anlayışlarımız ve programlarımız farklı. Ancak hem dünyadaki hem de Türkiye’deki gelişmeler, bütün siyasi partileri bir değişim ve dönüşüm sürecine zorluyor. Bu kolay bir süreç değil; köklü gelenekleri olan partiler için daha da zor.
Kürt siyasal hareketi bu değişimi yaşadı. CHP’de de özellikle Kemal Kılıçdaroğlu döneminden başlayarak, Özgür Özel’le birlikte Kürt siyasetine yaklaşımda ve Türkiye’nin temel meselelerini değerlendirme biçiminde önemli değişimler görüyoruz. Bunun olumlu sonuçlarını da aldık. Yerel seçimlerde ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaklaşılan tutumlar, bölgede alınan güçlü destek bunun göstergesidir.
— CHP, DEM Parti ile ilişkilerinden beklediğini aldı mı? Siz aldınız mı?
Bu ilişkiyi bir “ne aldım–ne verdim” muhasebesine indirgemek doğru değil. Biz meseleye böyle bakmayız. O dönem toplumsal muhalefeti güçlendirmek, büyütmek adına bu yolu tercih ettik ve sonuçlarını da aldık.
Bugün CHP öncülüğünde bir muhalefetin seçim kazanma ihtimali varsa, bunda Kürt siyasal hareketinin aldığı risklerin ve verdiği mücadelenin payı büyüktür. DEM Parti bu süreçte Türkiye siyasetinde kilit bir aktör olduğunu ortaya koymuştur.
— Devletle yürütülen çözüm süreci CHP tabanında eleştiriler yaratıyor. Bu süreci nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu süreç ne bir siyasi lidere üçüncü ya da dördüncü dönem cumhurbaşkanlığı yolu açma sürecidir ne de bir partiye can suyu verme girişimidir. Yüzyıldır çözülemeyen Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle ele alınmasıdır.
Ana dil hakkı, kültürel haklar, örgütlenme ve siyaset yapma hakkı gibi başlıklarda yaşanan hak ihlalleri ortadadır. Kayyum uygulamalarıyla siyasetin dışına itilmek istenen bir toplumsal kesimden bahsediyoruz. Bu sorunların demokratik zeminde çözülmesi için alan açılması gerekiyor.
Burada da muhatap devlettir. Devleti yöneten iktidar değişebilir ama mesele devletin kurumsal yapısıyla ilgilidir. Yürütme ve yasama mekanizmalarıyla bu sürecin ele alınması gerekir.
Bugün CHP iktidarda olsaydı, Kürt siyasal hareketi CHP’li bir cumhurbaşkanıyla görüşürdü. Bu çok nettir. Bu durum, iktidarın baskıcı uygulamalarına karşı sessiz kalacağımız anlamına da gelmez.
— CHP’nin sokağa çıkma ve mitinglere ağırlık verme yönelimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sokağı kullanmak demokratik bir haktır. Türkiye gibi Orta Doğu siyasal kültürünün etkili olduğu bir ülkede, sokağı kullanmayan bir muhalefetin iktidarı geri adım attırması mümkün değildir.
Saraçhane mitingleri, Antalya’daki eylemler bu açıdan önemlidir. CHP’nin bu deneyimi daha güçlü biçimde kavradığını düşünüyoruz.
— Antalya özelinde, 31 Mart sonrası CHP’li belediyelerle ilişkiler nasıl?
Süreç öncesinde nasılsa, bugün de benzer şekilde devam ediyor. CHP’li belediyelerle temaslarımız sürüyor. Özellikle Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün salon ve ihtiyaç taleplerimizde gösterdiği samimiyeti not etmek gerekir.
Hâlâ siyasette bir çekingenlik var ama bu zamanla aşılacaktır. Son ziyaretlerimizin bir kısmı CHP tarafından da kamuoyuyla paylaşıldı. Bu önemli bir gelişme.
— CHP’nin İmralı sürecine temsilci göndermemesi eleştirildi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz CHP’nin bu süreçte masada olduğunu düşünüyoruz. Belki o görüşmeye katılmadılar ama masadan da kalkmadılar. CHP içinde farklı hassasiyetler ve kaygılar var. Bizim görevimiz ikna etmektir.
Siyasetin temel ilkelerinden biri, kendiniz gibi düşünmeyeni ikna etmeye çalışmaktır. Bu çabanın süreceğine inanıyoruz.
— Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü sürecin ön şartı mı?
Sayın Öcalan’ın bu yönde bir dayatması yok. Ancak Kürt siyasal hareketinin tüm bileşenleri, sürecin yürütücüsü olarak kabul edilen bir aktörün özgürlüğü konusunda devletin adım atması gerektiğini düşünüyor.
Bu, siyasal hareketin ortak talebidir ve meşrudur.
— Süreç Suriye’ye mi kilitlendi? Bir tıkanıklık var mı?
Suriye ve Rojava’daki gelişmeler süreci etkiliyor. Türkiye’nin kaygıları var ama Kürtlerin kazanımlarını yok sayan bir yaklaşım da kabul edilemez. 10 Mart mutabakatı gibi uzlaşma zeminleri mevcut.
Türkiye’nin başlangıçtaki sert tutumuyla bugünkü yaklaşımı arasında bir yumuşama görüyoruz. Bu aşılabilir bir durumdur.
— Devlet Bahçeli’nin sürece işaret fişeği yakması size göre ne anlama geliyor?
Bu, bir günde alınmış bir karar değildi. Ön hazırlıkları vardı. Devlet, bu sorunun artık çözülmesi gerektiğine karar verdi. Sürece en sert karşı çıkması beklenen siyasi geleneğin içinden bu çağrının gelmesi, sürecin toplumsal meşruiyeti açısından önemliydi.