Antalya Kent İzleme Platformu, geçen hafta içinde 2021 yılında Antalya’da yaşanan kent hakkı ihlallerini kamuoyuna duyurdu.
Kent hakkı, bilindiği gibi kısaca, kentte yaşayan insanların hem insan haklarını, hem de içinde bulunduğu kentin, doğal, kültürel ve tarihsel değerleri üzerindeki kentsel haklarının tümünü kapsamaktadır.
Bu doğrultuda ortaya konulan kent hakkı ihlalleri, 5 ana başlıkta toplanarak,
1-Halk Katılımı, Kent Yönetimi ve İşleyişi 2-Çevre, Sağlık ve Kültürel Miras hakları 3-Kentsel Doku ve Barınma hakkı
4-Ulaşım ve Dolaşım hakkı5-Eşitsizliğe Maruz Kalanlar ve Sosyoekonomik Dezavantajlılar ile ilgili Antalya’da yaşanan gelişmeler, ihlaller saptanmıştı.
Bu başlıklar altında, ortaya konulan hak ihlalleri yerel ve ulusal basında “çevreye karşı işlenen suçlar” “çevreyi koruyamadık”, “kent ihlallerinde çevre ilk sırada”, “en tahripkar sorun çevre”, “çevre ağır yaralı“, “çevreye karşı ihmalkarız”, “2021’in gündemi çevre sorunları”, “Antalya’yı 2021’de piyasacılık ve kar hırsı vurdu” başlıklarını öne çıkararak manşetten verildi.
Hiç kuşkusuz ki yaşamımız için gerekli olan doğal ortam, sağlıklı çevrede yaşama hakkımız, hepimiz için gerekli ve hepimize ait olan ortak alanlar, kamusal zenginlik kaynaklarımız, ilk kez 2021 yılında bu denli yaygın ve belirgin bir şekilde gözlerimizin önünde heba edilirken, fazlasıyla can yaktı ve maddi ve manevi zararların konusu oldu.
Antalya Kent İzleme Platformunun söz konusu 19 sayfalık raporunda kent hakkı ihlali olarak hemen her alanı kapsayan 210 gelişme ortaya konulmuştu. Eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, gıda güvenliği, kültürel miras, imar uygulamaları, yönetim anlayışı, halkın yönetime katılımı, sosyal, ekonomik, siyasi çarpıklıklar, eşitsizlikler ve adaletsizlikler ile ilgili yaşanan bütün bu geniş yelpaze içinde yer alan hak ihlalleri neredeyse çevre başlığının gölgesinde kaldılar. Bunda da, kente karşı işlenen suçların yarıdan fazlasının doğrudan veya dolaylı olarak çevresel sorunlar ve iklim krizi ile yakından ilgili olmasının payı vardı.
Nitekim, kent tarihinin en büyük yangını olan Manavgat’da başlayan, içinde yer alan canlı cansız varlıklarıyla birlikte yanan ormanlarımız; Avlan, Kartal, İkiz göller, Çayboğazı, Uçarsu, Kırkgöz gibi kuruyan veya kurumaya yüz tutan su kaynaklarımız, göllerimiz, akarsularımız, derelerimiz; ya betona ya da zararlı kimyasallara terk edilen verimli tarım arazilerimiz; soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, gıdalarımızda eksik olmayan çevresel kirlilikler, ekosisteme zarar veren yatırımlardaki ısrarlar yaşamsal değerlerimizi koruyamadığımızı, iklim değişiklikleri ile birlikte ciddi tehditler altında yaşamaya zorlandığımızı ortaya koydular.
Gelinen aşama olarak yerkürenin bütün varlıklarının hedefte olduğunu, doğanın da adeta “artık yeter” diye feryat ettiğini görmemek mümkün değil.
İklim bilimciler, aşırı sıcaklar, kuraklıklar, fırtınalar, orman yangınları ve su baskınları/seller olarak kendini gösteren iklim değişikliğinin temel nedeni olarak; atmosferdeki insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı emisyonlarının (özellikle de karbondioksit gazının /CO₂) artık sürdürülemez boyutlara ulaştığını ifade ediyorlar.
Ancak bunun yanında doğal enerji akımlarına müdahale eden aşırı üretim ve tüketim biçimleri, daha fazla kar elde etme amacıyla doğal kaynakları alabildiğine tüketen kapital egemenliği gezegenin bir iklim kriziyle sonuçlanacak biçimde daha da fazla ısınmasına neden oluyor.
Ekonomik krizlerin, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin, güvencesizliklerin toplumsal yaşantımızda neden olduğu zararlara ve kayıplara ek olarak; 2021 yılı aynı zamanda çevre bilimcilerin ısrarla dile getirdiği gibi iklim krizinin/iklim değişikliklerinin ekosistemde neden olduğu tahribatların ciddiyetini yakından fark etmemizi sağladı.