Cezaevinden yazılan mektuplar iki şey taşır: Savunma ve çağrı.
Necati Özkan’ın “Hakikat Mektupları” başlığıyla yayımladığı ilk metin de tam olarak bunu yapıyor: Kendisine yöneltilen suçlamalara hukuki yanıt veriyor ve kamuoyuna “gerçeği görün” çağrısında bulunuyor.
Ancak bu mektup yalnızca bir kişinin savunması olarak okunamaz. Türkiye’de son dönemde yürütülen yerel yönetim soruşturmaları bağlamında, özellikle Antalya’daki süreçle birlikte ele alındığında daha geniş bir siyasal zemine oturuyor.

Antalya Dosyası: Hukuk mu, Siyaset mi?

Antalya’da yürütülen soruşturma ve Muhittin Böcek etrafında şekillenen yargı süreci, yerel siyasetin merkezine yerleşmiş durumda.
Böcek’in aylardır görevinden ve özgürlüğünden mahrum bırakılmış olması, destekçileri tarafından “siyasi tasarruf”, eleştirmenleri tarafından ise “hukuki zorunluluk” olarak yorumlanıyor.
İşte tam bu noktada Özkan’ın mektubu, Antalya’daki tartışmanın teorik çerçevesini kuruyor. Çünkü mektubun ana iddiası şu:
“Suç isnadı hukuki değil, siyasi bağlam içinde üretiliyor.”
Bu iddia, yalnızca İstanbul merkezli bir dosyaya değil; yerel yönetimlere yönelik tüm operasyonlara dair bir tartışmayı tetikliyor.

Seçilmişlere Yönelik Soruşturmaların Ortak Deseni

Türkiye’de son yıllarda yerel yöneticilere yönelik açılan dosyaların kamuoyunda benzer sorular doğurduğu görülüyor:

  • Soruşturmalar neden çoğunlukla muhalefet belediyelerine yöneliyor?

  • Tutuklama, istisnai bir tedbir olmaktan çıkıp fiili cezaya mı dönüşüyor?

  • Yargılama süreci tamamlanmadan siyasi meşruiyet aşındırılıyor mu?

Necati Özkan, mektubunda “örgüt üyeliği” ve “casusluk” gibi ağır suçlamaların somut deliller yerine yorumlara dayandırıldığını savunuyor. Antalya’da Böcek dosyasına bakanlar da benzer bir çerçeve çiziyor: Dosya teknik mi, yoksa siyasi mi?
Bu soruların yanıtı yalnızca hukukçuların değil, kamuoyunun da tartışması gereken bir mesele.

Antalya’nın Siyasal İklimi

Antalya, Türkiye’nin en kritik büyükşehirlerinden biri. Turizm başkenti olmasının ötesinde, siyasal sembol değeri taşıyor.
Bir yerel yönetimin başkanının uzun süreli tutukluluğu, kent yönetiminde boşluk ve temsil tartışması yaratıyor. “Herkesin Başkanı” söylemiyle geniş bir seçmen tabanına seslenen Böcek’in hukuki süreci, seçmen iradesi bağlamında da değerlendiriliyor.
Necati Özkan’ın mektubunda geçen şu dolaylı vurgu, Antalya’ya da ışık tutuyor:
“Hukuk, siyasi mücadelenin aracı haline gelirse, hakikat geri çekilir.”

Hakikat Kimin?

Bu yazıyı kaleme alırken bir yargı kararı vermek mümkün değil. Ne Özkan dosyasında ne de Antalya soruşturmasında hüküm kesinleşmiş değil.
Ancak kesin olan bir şey var: Tutuklama bir tedbirdir, ceza değil. Ve seçilmişlerin yargılanması, yalnızca bireysel bir süreç değil; demokratik temsilin de sınandığı bir alandır.
Necati Özkan’ın mektubu, Antalya’daki tartışmaya şu soruyu bırakıyor:
Eğer bir yerel yönetici ya da danışman, hüküm olmadan uzun süre özgürlüğünden mahrum kalıyorsa; kamuoyu bu süreci nasıl okumalı?

Sonuç Yerine

Antalya dosyası ile Özkan’ın mektubu arasında doğrudan bir hukuki bağ yok. Ama siyasal bağ var.
Her iki durumda da mesele yalnızca bireylerin savunması değil; hukuk-devlet ilişkisi, seçilmişlerin konumu ve demokratik meşruiyet tartışmasıdır.
Belki de asıl soru şudur:
Türkiye’de yerel yönetimler, seçim sandığında kazanamadığınız bir alan haline mi geliyor?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca Antalya’nın değil, Türkiye’nin demokrasi karnesini belirleyecek.